Train Dreams

Well well well. Öyle atıp tutmamak lazımmış. Vay efendim günde 3 film bitirirm, haftada 2 kitap okurum dememek lazımmış. Yine aradan 5 ay geçmiş ve ancak yazı ekleyebiliyorum. Tabi benim de kendimce nedenlerim var ama burdaki kitleyi aylarca habersiz ve yazısız bırakmak gerçekten kabul edilemez. Bunu dedikten sonra bir sonraki yazıyı umarım 2027 de eklemem.

Evet efendim uzuuuun bir aradan sonra ama gerçekten uzun bir aradan sonra film izleyebildik. Kendisini Netflix üzerinden izledik. Süresi nispeten kısaydı ve bu kadar aranın ardından çok da hard core bir filmle dönmemek istedik.

Başrolde Joel Edgerton oynuyor ve kendisi bir orman işçisi. Tabi 20. yüzyıl başları olduğu için öyle sabah gideyim akşam geleyim şeklinde bir iş değil bu. Bi gidiyor aylarca yok. Bu süreçte bir aile kuruyor, bir yere yerleşiyor, gül gibi olmasa da yaşayıp gidiyorlar.

Yine abimiz iş için bir yola çıkıyor ama bu sefer döndüğünde ne eşini ne de çocuğunu bulabiliyor. O andan itibaren de abimiz yaşıyor ama buna yaşamak denirse. Acısını etrafına nerdeyse hiç yansıtmıyor, hatta yalnızken bile çok gözle görülür bir şey yapmıyor. Ama bazen bir nefes alışı bile ne kadar acı çektiğini anlatmaya yetiyor. Oyunculuğun bu kadar abartısız ve gercekçi olması çok hoşuma gitti.

Çok sakin, izleyeni yormadan bitiyor bir çırpıda. Bir çok yerden ödül almış. Bence oskarı da boş geçmez ve Cınematography dalında alır diyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir