Category Archives: İzledim

No Strings Attached

Başrollerini Natalie Portman ve Ashton Kutcher ikilisinin oynadığı 2011 yapımı komedi-drama filmi. Aslında inanılmaz bir film değil ama açıkcası izlerken eğlendirdi keretalar. Bu iki arkadaş duygusallığa karşı tamamen fiziksel bir ilişki yaşamaya karar veriyorlar. Ama Hollywood kurallarına aykırı ve daha önce hiç bir filmde olmamış bir şekilde birbirlerine aşık oluyorlar. Biz de izlerken çok şaşırdık, geri sarıp tekrar tekrar izledik ama malesef yanlış anlamamışız, hakikaten aşık oluyorlar.

Bu kadar basit bir hikayeye rağmen sıkmadan filmin sonunu getirebiliyorunuz. Geliyor yani o kendisi, sizin birşey yapmanıza gerek yok. Böyle canımız sıkıldı ne yapsak, ne izlesek de eğlensek, yüzümüzde hafif bir tebessüm kalsa diyorsanız izlemenizi tavsiye ederim.

Avrupa Sineması

Film arşivlerimizdeki American tekeline son vermek için girdiğimiz büyük uğraş sanırım sonunda meyvelerini vermeye başladı. Uzun bir müddet avrupa sinemasını irdeleyip güzel filmler bulmaya çalıştık. Denemelerimizin büyük bir çoğunun hüsranla bittiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Hatta bazı filmler sabrımızı zorlayıp izlediğimiz gelmiş geçmiş en kötü filmler arasına bile girdi. Fakat biz yılmayıp Avrupa sinemasına şans vermeye devam ettik ve makus talihimiz dönmeye başladı. Bunun en önemli örneğini son izlediğim “Spoorloos” (The Vanishing) filminde verebirim. Bazı arkadaşlar malesef filmin sonunu getiremediği için burada filmden pek bahsedemiyeceğim ama şunu söylemek gerekirki film son ana kadar merakınızı diri tutmayı başarıyor.

Avrupa sinemasında farkettiğim önemli bir husus da filmin çekim tarihi eski olduğunda kalitesi ve izlenebilirliği yüksek oluyor. Yani özetle 2003 ve altındaki filmlere şans vermeye devam!

The Book of Eli

Başrolünü Denzel Washington’ ın oynadığı 2010 yapımı bir film. Konusu hakikaten değişik. Nükleer bi olay oluyor ve heryer yerle bir oluyor. Bir ıslak mendilin bile önemi paha biçilemez. Tabi tahmin edeceğiniz gibi bir kişi dünyaya hükmetme hayaliyle yanıp tutuşuyor. Etrafta ne kadar insan kaldıysa bir damla su, bir dilim ekmek karşılığında emrinde çalıştırıyor. Aradıkları şey ise dünya üzerinde tek kalan İncil. Din insanları ele geçirmek için silah olarak kullanılacak. Benim anlamadığım neden İncil’i arıyorsun. Sanki herkes içinde yazan herşeyi kelimei kelimesine biliyor da. Kafadan uyduraydın bi iki kelam, elinede üzerinde haç olan bi kitap alaydın tamam işte. Aynı olay gerçekten yaşasa bizde 100 tane mesih çıkar.

Filmin atlanmaması gereken yanı ise o yokluğa rağmen, bütün varlığıyla ortalıkta gezinen Mila Kunis. O afette ölseydi yazık olurdu zaten. Ama tek kalan kitabın koruyucusu Denzel, görevine o kadar hakim ki bu kitabı ele geçirmek için ona sırnaşan Mila’ya pas vermiyor. Tabi çok kızdık kendisine, ama yapacak birşey yok.

En sonda da kitap ait olduğu yere farklı bir yoldan da olsa ulaşıyor, Denzel rahata eriyor. İhramı giyip yatıyor. Hikayesi değişik bi film. İzlenebilirliği var.

Festen

1998 Danimarka yapımı bir film. Baya sağlam bir amcanın 60. doğum günündeki olayları anlatıyor. Çocuklarına geçmişte pek iyi davranmamış. Bu çocuklar da doğum gününü zehir ediyorlar amcaya. Garip olan eleman kalkıyor yeme masasında babam bana küçükken şöyle böyle yaptı diyor, konuşmayı bitiriyor daha sonra masadaki herkes yemeğe devam ediyor. Nasıl bir soğukkanlılık anlamadım. Sanki babam bana oyuncak almadı dedi eleman. Babası gayet kötü emellerine alet etmiş çocukları ama herkes yemek derdinde. Bunun dışında bu iki kötü muameleye maruz kalan kardeş arasındaki ilişki de bi garip. Kimin eli kimin cebinde belli değil açıkcası. Allah’tan aile bunlar, yoksa daha neler olurdu hayal etmek istemiyorum.

Filmin bir diğer özelliği de(bana göre özellik değil ama) dogme kuralları ile çekilmiş olması. İşte neymiş el kamerası olacak, ses montaj değil orjinal olacak, dış ortam olcak vs. Aslında filmi izlememem için milyon tane sebep var ama tabi bilmeyince böyle 2 saatinize yazık oluyor.

Filmde çok sık tekrarlanan bir olay da konuşmaya başlayacak olan kişinin çatalı bardağa vurması. Arkadaş filmin yarısı itiraf ve savunmayla geçtiği için ha boyna bi tıngırtı duyuyorsunuz. Öle patırtı gürültü derken baba yaptığını kabul ediyor ve aileden özür dileyip ayrılıyor aralarından. Bize ters bi film, ama ben entelim izlerim diyen varsa, iyi seyirler.

One Week

Aynı isimde 6-7 tane film var. Bizimki 2008 yapımı olan. Kanser olduğunu öğrenen bir kişinin macera arayışını anlatıyor. Hani hep bize sorarlar ya; 6 aylık ömrün kalsa naparsın diye. Namaza başlarım diyo çoğu. Bu eleman da bir motor alıyor ve batıya yardırıyor. İlk anda bi heyecanlanıyor insan kesin on numara aktiviteler yapacak diye ama öyle olmuyor malesef. Hakkaten de sadece batıya doğru gidiyor arkadaş. Ne bungi jumping, ne safari, ne de bi mangal yakıyor. Bi ara sörf tahtasıyla görünüyo, bi kıpırdanma oluyor izleyende, bu sefer kesin değişik bişey yapacak diye. Yine olmuyor ama, sörf tahtasının üstüne yatıp batıya doğru yüzüyor bu sefer de.

Devamlı bir beklenti olduğu için çok fazla sıkıldığımı söyleyemicem, açıkcası sonu da güzel bitti. Filmin başıyla güzel bir bağlantı kurulmuş. Filmin bir güzel yanı da daha önce hiç izlemediğim kişiler oynuyordu. Gençlerin elindne tutmak lazım, fazla da üstlerine gitmeyelim. İzleyin gitsin.

Brick

2005 yapımı bir film. Başrolde Inception filminden de tanıdığımız Joseph Gordon-Levitt oynuyor. Kız arkadaşı var, o da Lost’ da doğum yapan Claire. Herşey kız arkadaşının ölmesiyle başlıyor. Bizim eleman da bu ölümü araştırıyor. Nasıl oldu da öldü? Bütün film boyunca izleyeni germeye çalışan bir hava var. Durmadan bi telefon görüşmeleri, ben seni arıcam tripleri.

Bunun dışında bizim eleman o civardaki en cool çeteye giriyor bi anda, hatta çetenin 1 numaralı adamı ile 1 numaranın en yakınını birbirine düşürüyor. O kadar Köstebek izledik, millet nasıl uğraşıyordu içeri girebilmek için, burada ise 2 sahnede bağladılar olayı. Napsınlar ellerinden bu kadar gelmiş. En sonda da olay açığa kavuşuyor tabi, huzur içinde evine gidiyor arkadaş.