Category Archives: İzledim
We’re the Millers
Yabancı bir komedi filminde (animasyonlar hariç) gülmeyeli gerçekten uzun zaman olmuştu. Dizi sektöründe komedi işini aşan amerikalılar nasıl bu başarıyı sinemada gösteremiyorlar gerçekten çok şaşırtıcı. Neyse gündemi değiştirmeliyim. Bu sefer gerçekten güldürdü diyebilirim. Tabi ki full kahkaha atmıyorsunuz ama o sıkkınlık anına da hiç gelmiyorsunuz. Olay şu: Bir uyuşturucu kaçakçılığı işi işin birilerinin aile gibi görünmesi gerekiyor. Ele başı Jason Sudeikis in canlandırdığı David. Kendisine eş olarak Jennifer Aniston ı seçiyor. O da bir klüpte striptiz yapıyor normalde. Çocuk olarak da komşunun saf çocuğu Kenny ve sokaklarda yaşayan Casey.
Sin Nombre
Bu sefer güney amerikaya uzanıyoruz. Yine hiçbir oyuncusunu tanımadığım “this is the riks” diyerek izlediğim bu film göçmenlerin hikayesini anlatıyor. Cebinde bir harita ile taaa Guetemala’dan amerikaya gitmek isteyen elemanların yol hikayesi diyebiliriz. Aslında filmdeki tek hikaye bu değil bir yandan da çocuk yaşta çeteye girme olayı ele alınmış ve bu iki olay güzel bir şekilde birleştirilmiş. Çetedeki ana karakterimiz göç yapan ekibe soygun düzenlenirken bir şekilde ekibi ile ters düşüyor ve göç yapan ekibe katılıyor. Tabi öyle kolay değil çeteden çıkmak. Her yerde bunu aramaya başlıyorlar. bunun farkında olan göç ekibi de elemandan kurtulmak istiyor.
Happy-Go-Lucky
Bu filme nerden ulaştım bilmiyorum ama bi şekilde izleme listesine girmiş. Emeğe saygımızdan dolayı izledik tabi. Hem nereden bilebiliriz ki yaşamadan bazı şeylerin güzel olmadığını. Öncelike film ingiliz yapımı. Yani o anlaşılmayan ingilizce mevcut. Adamların ana dili ama her duyduğumda sanki onlar yanlış telaffuz ediyorlarmış gibime geliyor.
Film açıkçası bana Amelie filminin çakması gibi geldi. Etrafındaki herkesi mutlu etmeyi sevan, amaçlayan bir kadın var. Her laftan şaka yapmaya çalışmalar, ben hiç üzülmem ki tripleri falan. Amelie’deki karakter ile kıyaslanamaz bile. Zaten ingiliz mizahı hiç komik gelmemişti bugüne kadar, yine yanıltmadı ve güldürmedi.
Benim için vakit kaybından öteye gitmedi film. Eminim çoğu kişi için de öyle olacaktır. Ama yok sen ne anlarsın diyenler olursa, sizin de 2 saatiniz boşa gitsin o zaman napalım.
The Kings of Summer
Filmi izleyeli 10 gün oldu ama ancak vakit bulabildim. Aslında yazmayı unutsaydım da çok bişe olmazdı herhalde ama yine de yazmış olayım. Film bir ergen filmi. Evet, komedi, dram, aksiyon gibi bir tür olarak geçmese de böyle filmler var. Bu film de 15 yaşındaki 3-5 elemanın bir hikayesini anlatıyor. Hepsi ailesinden bezmiş durumda. Kimi ailesinin yoğun ilgisinden, kimisi de ailesinin ilgisizliğinden dert yakınıyor. Derken elemanlar bir karar alıp evden kaçıyor ve kendi yaptıkları bir barakada yaşamaya başlıyor. Sonrasında da aileler çocukları aramaya koyuluyor. Tabi çocukları bulunca da ah yavrummm, canım evladımmm gibi triplere giriyorlar.
Filmde yaşananlar kültürel farklılıkları ortadan kaldırırsak çok da farklı değil. Tabi İngilterede kaybolan çocukları bulunca aileler mutluluktan çıldırıyor. Biz de olsa iyi bi sopa yeriz herhalde.
Garden State
Film türü ve puan kriterlerine göre arama yaparken bu filme rastladım. Filmi indirdim, pardon dvdyi satın aldım şöyle bir görüntü kalitesine bakayım dedim. Rastgele bi yere tıkladım bi baktım ekranda Scrubs dizisinden tanıdığımız Zach Braff, başka bi yere daha tıkladım The Big Bang Theory dizinde Sheldon olarak tanıdığımız Jim Parsons. Oooo dedim içimden on numara film izleyeceğiz. Gerçi Jim Parsons’ın rolünün 15 saniye olduğunu görünce biraz üzüldüm ama sene 2004 o zamanlar çok da meşhur değil tabi.
Frozen
Adamlar bu işte gerçekten iyi hacı. Animasyon konusunda aşmışlar. Keşke bu filmi sinemada izleseydim, o derece üzüldüm diyebilirim. Bir kaç yerde efektler konusunda aştığını okumuştum bu filmin. Özellikle kar ile efekt verme konusunda yeni bir teknoloji denediklerini ve çok gerçekçi olduğunu okumuştum. Zaten bu dallarda 2 oskar alarak yazılanların doğru olduğunu ispatlamış oldu film.