Avaze gonjeshk-ha

Demiştim İran filmlerine devam diye. Gereken ilgiyi geç gösterdim İran sinemasına ama kendimi affettireceğim inşallah. Bana böyle filmler izlettirmeye devam ederse zaten bu müessese ben de izlemeye devam ederim. Hatta 3-5 kötü örnek bile denk gelse yine kolay kolay vazgeçmem artık. Yine dram içeren ama zaman zaman da güldüren bu film The Song of Sparrows adıyla çevrilmiş ingilizceye. Türkçeye de Serçelerin Şarkısı olarak çevrilmiş. 

Bir deve kuşu çiftliğinde çalışan Kerim ailesini geçindirmek için var gücüyle çalışıyor. Ancak bir gün bir deve kuşu çiftlikten kaçıyor ve bu kaçış Kerim’in işten atılmasına sebep oluyor. Kerim üzülüyor tabi. 3 tane çocuğu var ve en büyüğü işitme cihazı kullanıyor. Tam da işten atılma öncesi bu cihaz bozuluyor. Yenisini almak istiyor tabi ama para yok. Bu işi halletmek için gittiği Tahran’da farkında olmadan yeni bir iş kapısı buluyor.

Motoru ile taşımacılık yapmaya başlayan Kerim’in yüzü gülüyor ve ailesinin de yüzünü güldürmek istiyor. Hergün şehirden evine gelirken birşeyler alıyor, şantiyenin tekinden bazı parçalar alıp evini daha güzel hale getirmeye çalışıyor. Tabi bu şehir macerası Kerim’in masumluğuna, iyi bir baba olmasına tehdit oluşturmaya başlıyor. Filmin bu kısmında da dünya malına ne kadar tamah edilmelinin cevabını buluyoruz.

Kerim şeytanın farklı denemelerine bazen yenik düşer gibi oluyor ama hak yolu hep buluyor. Bu yenik düşme filmde çok güzel anlatılmış. Şehirden her geldiğinde bir alet edevat getiriyor. Kapı, anten, soba, masa vs. Bunları da evin bir köşesine yığıyor. Haberi olmadan o yığından eksilen bir kapıyı geri getirmek için bile büyük bir mücadele veriyor. Tam Kerim bozuldu, artık yoldan çıkar dediğimiz anda şimşekler çakıyor. Kerim bir gün bu yığının arasında çalışırken yığın çöküyor ve Kerim yığının altında kalıyor. Belli bir süre yatakta kalan Kerim’in evini eşi ve çocukları geçindirmek zorunda kalıyor.

Oğlu Hüseyin o kadar çok çalışıyor ki elleri nasır tutuyor. Hüseyin’in tek amacı var. Arkadaşlarıyla temizlediği eski su deposunda balık yetiştirip satmak. Tabi babasının rahatsızlığı sebebiyle hem eve para veriyor hem de balıklar için para biriktirmeye çalışıyor. Bu hedefe o kadar kilitlenmiş durumda ki babasından yediği dayaklar bile vazgeçiremiyor kendisini. Zaten kamyonetteki balıkları kurtarma çabası da bu işi ne kadar istediğini gösteriyor.

Hüseyin ve arkadaşlarının susuz kalan balıkları gözyaşları içerisinde su kanalına atması filmin en can alıcı noktalarından diyebiliriz. Bir diğer can alıcı nokta da bence alçıdaki bacağa çizilen resim. Bu resmi işitme cihazı kullanan kızı çiziyor, sanki babasının kaçan deve kuşunu sürekli düşündüğünü biliyormuş gibi.

Yine uzattım galiba ama gerçekten çok basit ve güzel bir film. Dünyaya aldanmak için illa milyon dolarlık şeylerin olmasına gerek yok. Eski kırık bir kapının bile insanı vicdanından uzaklaştırıp dünya malına kapılmasına sebep olabileceğini görüyoruz.

Yine çok beğendim. Ara ara çalan İbrahim Tatlıses’e de selam olsun…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir