Misery
Stephan King’in kitabından uyarlama 1990 yapımı bir gerilim filmi. Başrollerde James Caan ve Kathy Bates oynuyor. Yazının başında söyliyim Kathy Bates oskar kazanmış bu filmdeki rolüyle.
Kitap yazmak için medeniyetten uzaklaşıp dağ başına çıkan bir yazar. Kitap bitiyor, atlıyor arabasına yayınevine doğru yola koyuluyor. Filmin başında bi The Shining havası alıyorsunuz ama aldığınız bu hava çok uzun sürmüyor rahat olun. Neyse efenim, derken kar kış kıyamet. Yazarımız kaza yapıyor ve bunu annie denilen hatun kurtarıyor. Olaylarda burdan sonra başlıyor zaten. Meğer bizim Annie tesadüfen kurtarmamış yazarı, zaten günlerdir yeni kitabı yazarken onu gözetliyormuş. Kaza yaptığı sırada da yine takipteymiş.
Kurtarıyor yazarımızı, evine götürüyor. Yediriyor, içiriyor, temizliyor. Ne iyi kadınmış dedik biz de bu sahneleri görünce. Ama Annie gerçek yüzünü göstermeye başlıyınca gerilim ufaktan başlıyor sizde de. Meğer Annie yazarın kitaplarındaki bir karaktere takıntılıymış. Gerisi de bu takıntıyla alakalı filmin. Daha fazla söz etmiyim isterseniz.
İzleyin, kesinlikle memnun kalacaksınız.
Win Win
Can sıkıntısı sonucu şöyle beni güldürecek bir film izyeyeyim diyerek arayışa koyuldum. Öncelikli referanslarımın arasında imdb var tabi. Komedi filmi için 7.4 gayet iyi bir puan dedim. Hemen D&R a gidip filmin dvdsini aldım.
Başrölde genelde yanrollerden tanıdığımız Paul Giamatti var. Avukat kendisi, ama para konusunda sıkıntı yaşıyor. Artık hangi amerikada suç işlenmiyor da buna dava gelmiyor orasını bilemem. Ayrıca bir güreş takımının da baş antrenörü kendisi. Öyle amerikan güreşi falan değil, bildiğin kündeli, tırpanlı güreş.
Konuların alakasızlığından da anlayacağıız üzre imdb nin oyununa geldim. Harcadığım zamana mı yanayım, yerine başka film izlemediğime mi D&R a verdiğim paraya mı:)
Crazy, Stupid, Love.
Aldatılan bir adam. Ezik karakterini benimsemiş birisi. Ta ki onu kendine getirecek, içindeki cevheri ortaya çıkaracak sihirli değneği ile karşılaşıncaya kadar.
İyi aile babası rolünde Steve Carell onu aldatan eşi rolünde Julianne Moore ve sihirli değnek Ryan Gosling. Tabi bahsetmeden geçemeyeceğimiz Emma Stone da var filmde.
Konudan da tahmin edebileceğimiz gibi eğlenceli bir film. Tam komedi ağır basıyor derken dama giriyor işin için. Bu durumun tersi de oluyor. Dengeyi iyi kurmuşlar. Filmi eğlenceli yapan nokta ise tesadüfler. Filmdeki karakterler durmadan birbirlerinin karşısına çıkıyor.
Tabi ki mutlu sonla bitiyor. Ucundan da olsa bu spoiler la idare edin artık.
Horrible Bosses
2011 yapımı komedi filmi. Uzun zamandır yüzümde gülücük oluşturan ender yabancı filmlerden oldu kendisi. 3 arkadaş ve üçü de patronlarından kurtulmak istiyor. İş patronlarını öldürmeyi düşünmeye kadar geliyor. Tabi herkes diğer arkadaşının patronunu öldürecek ki ortada delil kalmasın. Bu arada öldürülmek istenilen bir patronun Jennifer Aniston olduğunu da vurgulamak isterim.
Filmdeki diğer oyunular Arrested Developmen dizisinden tanıdığımız Jason Bateman, It’s always Sunny in Philadelphia dizisinden tanıdığımız Charlie Day ve benim bi yerden tanımadığım Jason Sudeikis. Ayrıca filmde polisi oynayan kişi The Wire dizisinde Bunk karakteri ile gönlümüzde yer etmiş olan Wendell Pierce.
Karman çorban bi yazı oldu ama sağlık olsun. İzlerseniz pişman olmazsınız. Zaten hepi topu 90 dakika. Hangi filmi izleyim diye vakit kaybedeceğinize bi çırpıda izleyiverin derim.
Friends with Benefits
İzlemeden de yorum yapılabilecek bir film aslında ama Mila Kunis e olan sevgi ve saygımdan dolayı izledim filmi. Kendisiyle aynı tarzda olan onlarca filmden tek farkı da Mila Kunis zaten. Filmin geneliyle ilgili baştan yorum yazmama gerek yok. Zaten sadece oyuncuların farklı olduğu No Strings Attached filmi için de aynı şeyleri söyledim.
Unutmadan filmde Mila Kunis e Justin Timberlake eşlik ediyor. Ama takdir edersiniz ki kendisinden bu film içinde fazla bahsetmeye gerek yok.
Aklından Bir Sayı Tut
Hangi tezgaha bakarsam en önde, D&R’ mış NT’miş hepsinde best seller bölümünde. Neyse alalım dedik. İsmi şekil, ne bilim böyle bir heyecan yaratmadı değil. Güzel de başladı kitap. Okurken içinizden diyorsunuz acaba nerden biliyor sayıları.
Kitaba okurken aklınızda tek bir soru oluyor, o da adamın sayıları bilmesi. 400 küsür sayfanın tek olayı bu. Böyle iddalı bir kitabın sonunu da on numara getireceğini tahmin ediyorsunuz. Ama kitap bittiğinde acaba ben mi kaçırdım diyip benim gibi nette araştırıyorsunuz. Google’ a “Aklından Bir Sayı Tut son”, “Aklından Bir Sayı Tut basıl bitiyor” gibi keywordler girip aratıyorsunuz. Sonuç olarak ya çeviriyi yapan kişiler de Olgunlar piyasasından, ya da kitap tam bir hayal kırıklığı. İlk seçeneğin ihtimali fazla yok gibi, zira fotokopi makinesinin çeviri özelliği henüz yok bildiğim kadarıyla. Sonuç olarak sadece ben değil bu kitabı okuyan çoğu kişi de hayal kırıklığına uğramış.
Acaba nasıl sayıları tahmin ediyor diye o a kadar yırtınıyorsunuz, çözüm olarak sadece bir dedektifin tahminiyle yetiniyorsunuz. Bunun gibi çözümü olmayan, cevabı verilmemiş sorularla dolu kitap. Popüler kültürün kurbanı olmak istiyorsanız iyi okumalar diliyorum.
Not: John Verdon adlı yazarın ilk kitabıymış, bu kadar sert olmayadabiliriz.