Ocean’s Eleven
Kadrosunda George Clooney, Brad Pitt, Matt Damon, Julia Roberts ve Andy Garcia gibi oyuncuları bulunduran 2001 yapımı film. Bildiğiniz gibi filmin devamı da mevcut. Oceans 12 ve 13 ü de bi ara izleyeceğiz artık. Filmde daha önce yapılmayan bir işi başarmak isteyen 11 kişiyi izliyoruz. Ekip 3 kumarhanenin paralarının bulunduğu üstün güvenlikli kasaya girip 160 milyon doları alıp çıkmak istiyor. Tabi öyle kolay değil o işler. Sağlam bir plan yapılıyor. Herkese plana göre roller dağıtılıyor. Planın başında tahmin edeceğiniz gibi Clooney abimiz var. Plandaki her aşamayı yazmak anlamsız olur. Zaten ister istemez siz de akıl yürütüyorsunuz acaba nasıl yapacaklar diye.
The Wolf of Wall Street
Sonunda izledik kendisini. Film daha vizyona girmeden ses getirmişti. Sırf oskar töreni yapılmadan akıllarda kalsın diye çıkış tarihi ertelenmişti. Film çıktıntan kısa bir süre sonra da oskar töreni düzenlendi. Ama adaylıktan öteye gidemedi. 5 dalda oskar adayı olsa da hiç birini kazanamadı. Bunlardan bir tanesi de en iyi erkek oyuncu ödülü. Bo ödüle aday ise daha önce 4 adaylığı bulunan Leonardo DiCaprio. Bu filmle beraber 5. kez boynu bükük döndü eleman törenlerden. Açıkçası bu filmde bence diğerlerine göre daha yüksek ihtimaldi alması ama Matthew McConaughey gibi 20-30 kilo vermediği için alamamış olabilir ödülü. Filme gelecek olursak gerçek hikayeden esinlenilmiş. Bu sene gerçek hikaye çok fazla izledik. Sıfırdan senaryo üretmektense hazırını çekmek daha kolay geliyor sanırım.
Short Term 12
Brie Larson ve John Gallagher Jr. Çocuk esirgeme kurumunda çalışan iki arkadaş. Gerçi bizdeki adı çocuk esirgeme ama amerikada tam olarak ne diyorlar bilmiyorum. Bu ikili ordaki çocukların 18 yaşlarına gelene kadar güzel bir hayat yaşamalarını sağlıyorlar. Çocuklarla oyunlar, şarkılar, vb. aktiviteler yapıyorlar. Zaman zaman beraber ağlıyorlar, zaman zaman diğer çocuklara beraber şaka yapıyorlar. Buraya yeni gelen bir kız çocuğu biraz sıkıntılı gibi görünüyor. Bu çocuklar diğerleri gibi anlaşmak kolay olmuyor. Tabi bu durum çok uzun sürmüyor. Çünkü bu kızın yaşadıklarını orada çalışan Grace’de vaktinde yaşamış. İkili bir şekilde arkadaş olmayı başarıyor ve hayatları mutlu mesut devam ediyor.
Bu filmde herkes samimiyetten bahsetmiş. Evet kişilerin hareketleri konuşmaları çocuklara karşı olan tavırları gerçekten öyle. Hani bazen siz de üzülüyorsunuz izlerken. Tabi aklınıza ne kadar duyarsız olduğunuz da gelebilir. Biz mutlu mesut yaşarken anne babasından ayrı ya da anne babasından kötü muamele görmüş binlerce çocuk var. Ne yapıyoruz peki onlar için? Evet, koca bir hiç..
İsmet Saat Kaç
Ebubekir Kurban’dan okuduğum ikinci kitap. Zaten 3 kitabı var toplamda. Artık üçüncüyü ne zaman okurum bilmiyorum. Çünkü bir sonraki kitabı belirledim bile.
Kitabı okuyana kadar kapağında yazan “ankara yazıları” ifadesini farketmemiştim. Meğer kitap yazarın Ankara hakkındaki görüşlerini, bilgilerini ve yaşadıklarını anlatıyotmuş. 2005 de gelmiştim ben de Ankara’ya. Bu yüzden çok fazla bilmediğim birşey anlatmadı bana ama Ankara’nın soğukluğu, insanının soğukluğunu okuduğumda yıllardır ben yanlış anlamamışım diye sevinmedim değil.
Ankara’yı hiç bilmeyen ya da yeni yeni öğrenen kişiler için güzel bir kitap. Ben zaten bildiklerimi okuduğum için çok da heyecanlandırmadı açıkçası. Şunu da inkar etmemek lazım, bildiğim şeyleri hatırlattı bana. Mesela kitabın ismi ile ilgili olan bölümde olduğu gibi.
Kısa bi kitap zaten, okuyun genel kültürünüz artsın.
La vie d’Adèle – Chapitres 1 et 2
İngilizcesi Blue is the Warmest Colour olan film Fransız yapımı. Zaten böyle garip filmler ancak oradan çıkar. Garip derken çok fazla karşılaşılmayan demek daha doğru olacak sanırım. Öncelikle filmde çok fazla rahatsız edici sahne olduğunu söyliyeyim. 3 saat boyunca zaman zaman yere bakarak, ileri sararak ya da kendinize içecek birşeyler almak zorunda kalabilirsiniz. Bu kadar aşırıya ne gerek vardı bilmiyorum ama adamlar çekmiş. Cannes’da en iyi film ödülünü de almış. Peki nedir garip olan? Garip demeyim de alışılmadık, en azından bizim ülkemizde. Birbirine aşık olan iki kadının hikayesi anlatılıyor filmde.
Hard Candy
Bu seferki film biraz rahatsız edici türden. Filmin büyük çoğunluğu iki kişi arasında geçiyor. Patrick Wilson ve Ellen Page başrollerde. Wilson bir sübyancıyı oynuyor. Page ise küçük kızı. Bu ikili internette konuşuyorlar ve buluşmaya karar veriyorlar. Tabi sübyancının yüzünde güller açıyor. Yeni avını yakalamış olmanın verdiği mutluluk gözlerinden okunuyor. Buluşmanın ardından ikili eve gidiyorlar. Film de burada başlıyor diyebiliriz. İşlerin düşündüğü gibi gitmemesi sübyancıyı hayal kırıklığına uğratıyor.