The Bourne Supremacy

Gelelim serinin ikinci filmine. İlk filmde hatırlarsanız kahramanımız Bourne kim olduğunu ne iş yaptığını bilmeyen bir elemandı. Bu filmde kimliğini aramaya devam ediyor. Kız arkadaşıyla Hindistan’da huzuru arıyor. İşte geçmişi hatırlayabilmek için çalışmalar vs. Tabi atalarımızın dediği gibi su uyuyor ama düşman uyumuyor. Bourne’u hala tehdit olarak görenler var. Hatta bu kişiler CIA’in tepesinde yer alan adamlar. Ne yapalım ne edelim derken international bi suç işleniyor ve olay mahalinde Bourne’un parmak izi bırakılıyor.

Rounders

Oyuncular tanıdık olsa da film eski sayılır. 1998 yapımı filmde başrollerde  ve  oynuyor. Aslında  de başrol sayılabilir haksızlık etmeyelim kendisine. Öncelikle fırlama (bu kelime yumuşatılmış hali) Edward Norton’a çok yakışmış. Primal Fear filminde de oldukça fırlama (yine yumuşattım) birini oynadığını anlamıştık gerçi. Bu sefer konumuz kumar. Herşeyini bir gecede kaybeden Mike hak yolu bulup adam gibi çalışmaya başlıyor. Kumar oynayanlar bilir bu merete başladın mı bırakamazsın. Bizimkinin yemini de en yakın arkadaşı Worm’un hapisten çıkmasına kadar sürüyor.

Klass

Arkadaşlar öncelike filmde geçenler gerçek, durum ciddi yani. Estonya yapımı olduğu için tabi ki oyuncuların hiç birini tanımıyoruz. En azından ben tanımıyorum. Konu çok sıradan. Okulda arkadaşları tarafından dışlanan bir eleman var. Çocuk her gün ayrı bir eziyet görüyor. Bi gün ayakkabısını alırlar, diğer gün sınıf girişinde çelme takarlar. Tabi eleman napsın bi yandan utanıyor, diğer yandan baş kaldırsam bütün sınıf çıkışta beni mahveder diyor. Aileye söylesem vay efendim bebeğe bak hemen gitti anne babasına ağladı derler diye düşünüyor. Yani eleman çok kötü bir durumda. Bu olaylar yaşanırken sınıftaki elemanlardan biri dalga geçmeyi falan bırakıyor ve bu çocukla arkadaş olmaya başlıyor. Sınıftakiler durur mu, bu sefer ikisine birden eziyet etmeye başlıyorlar.

The Bourne Identity

Ocean serisinden sonra aksiyona devam kararı aldım ve bu seriye başladım. Gerçi bu akşam serinin ikinci filmini değil başka bir filmi izlemeyi düşünüyorum ama bütünlük bozulmaz sanırım. Filmde başrolde  var. Tabi onun yanında başrol olmasa da ekranda sık görünen  ve  da var. Film Türkçeye Geçmişi Olmayan Adam olarak çevrilmiş. Böyle dram filmi gibi olmuş ama kendisi aksiyon dolu bir film aslında. Arkadaşımız kendisini denizin ortasında bir balıkçı teknesinde baygın halde buluyor ve hiçbir şey hatırlamıyor. Ben kimim, buraya nasıl geldim derken vücuduna yerleştirilmiş bir parça buluyor. Bu parçadan çıkan lazer bir hesap numarası yansıtıyor. Tabi ki İsviçre bankalarına ait. Bu andan itibaren de eleman kim olduğunu, ne iş yaptığını, nasıl oralara gittiğini araştırmaya başlıyor.

Ocean’s Thirteen

Evet arkadaşlar serinin son filmini de yazmanın vakti geldi. Öncelike bu filmin ilk filmden zayıf ikinci filmden daha iyi olduğunu belirtmeliyim. Kadroya ek olarak var bu sefer. Hırsızlık yapılacak tabi o kaçınılmaz. Bu sefer ekipten biri için planlar yapılıyor. Ekipten bir dayı Al Pacino’ya güveniyor ve iş yapmak istiyor ama elde avuçta ne varsa sövüşlüyorlar bizim dayıyı. Tabi ekip bunu karşılıksız bırakmıyor ve plan yapılıp uygulamaya konuluyor.

Yine akıcı ve sıkmayan bir film olmuş. Başarısız olma ihtimalleri olmadığı için sonunu bile bile izliyorsunuz ama yine de bu yoklukta idare eder.

Ocean’s Twelve

İlk film kadrosuna ek olarak ve  eklenmiş bi ara da abimiz boy gösteriyor. Diğer elemanların hepsi yine mevcut. Film ise ilk filmdeki vurgunun keyfini süren arkadaşların keyfini bozarak başıyor. Kumarhanesi soyulan eleman sigortanan parasını alsa da bunu vicdan meselesi yapıp bizim elemanlardan da faiziyle parasını istiyor. Tabi elemanlar Amerika’da büyük bir soygun yapamayacaklarını biliyorlar. Haliyle ibreyi Avrupa’ya çeviriyorlar ve soluğu Amsterdam’da alıyorlar.