Category Archives: İzledim
Vicky Donor
Yoğun iki haftadan sonra sonunda Ankara’ya döndüm. Tabi izlediğim filmleri yazma fırsatı bulamadım yaban ellerde. Uzun zamandır hint filmi izlemiyordum ama vaktimde çok yoktu ben de kısa bir şeyler izleyeyim dedim. Elimde hint filmlerinden en kısası da buydu. Film hiç bir işe yaramayan Vicky’nin hikayesini ele alıyor. Vicky öğlen kalkan, yanından eşyalarını çaldıran ama farketmeyen bir karakter. Dünya çok da umrunda değil. Ama onun da “ben de varım” dediği gün geliyor.
The Man from Earth
Bilinmeyen ama efsane filmler adı altında küçük bir araştırma yaptım. Zaman zaman ismi duyulmamış ama güzel filmler denk gelmiyor değil. Bir kaç listede bu filme rastladım. Puanı da iyi olunca izlemek şart oldu. Öyle aman aman bir beklentim yoktu ama içten içe güzel bir film diye de düşünmedim değil. Peki ne oldu? Aslında ara ara yaşadığım başkaları için sanat eseri benim için vakit kaybı olan filmler hanesine bir yenisi eklendi.
The Book Thief
Nazi dönemi Almanya’sında geçen bir başka film. Bu konudaki filmler genelde şiddet içerikli oluyor. Ya da benim izlediklerim öyleydi. Bu film diğerlerinden farklı olarak o dönemdeki fiziksel zulmü değil duygusal zulmü ele alıyor. Bi insana fiziksel zarar vermek istendiğinde ağız burun kırıyorlar, işkence ediyorlar en nihayetinde de öldürüyorlar. Bu tipik nazi filmi senaryosu dediğim gibi. Ama siz bir insana mutlu olduğunda gülmeyi mutsuz olduğunda ağlamayı yasaklıyorsanız işte esas zulüm bu. Tabi her insanın başında bir asker beklemiyor. Güldüğünde ya da ağladığında tut getir demiyorlar. Bu da ayrı bir durum zaten. Kendi evinde bile gülemiyor insanlar aman biri duyar da bi şekilde askerlerin kulağına gider başımıza iş açarız diye. Biraz da filmden bahsedelim.
Saving Mr. Banks
Çok büyük iki oyuncunun, iki oskarlı iki oyuncunun başrolde olduğu film. Emma Thompson ve Tom Hanks. Bunların yanında da her 3 filmin birinde oynayan Colin Farrell. Kadro oldukça iyi. Hikaye de biyografi. Başarısız bir film çıkma ihtimali düşük. Konu bana fransız ama yine de belirteyim, yazar P.L. Travers ile eserlerini film yapmak isteyen Walt Disney arasındaki mücadele. Bir taraf olaya ticari bakıyor diğer taraf ise eserinin çarpıtılmasından korkuyor. Walt Disney bu eserin film olarak çekilmesi için 19 sene boyunca yazara talepte bulunmuş. Sonunda da istediğini almış tabi. Ama bu alma olayını bastırdı parayı bindi fıstığın üzerine vurdu kırbacı şeklinde düşünmeyin.
Like Father Like Son
Filmin orjinal adı Soshite chichi ni naru. Bi japon filmi kendisi. İzledikten sonra bizim yeşilçamdaki duygusal filmlere haksızlık ettiğimi düşündüm. En az bu film kadar dram yüklenmeye çalışılan 100 tane film vardır ama toplasak bu film kadar övgü almamışlardır. Evet hard core girdim biraz. Çok da uzatmayacağım zaten. Direkt konuya giriyorum. Doğumda karışan 2 çocuk var. Hastane bu hatayı 5 sene sonra farkediyor ve iki aileye de ulaşıyor. Durumu anlatıyor ve aslında sizin çocuğunuz o değil bu diyor. Ailelerden bi tanesi zenginlik içinde diğeri de orta halli (Nasıl gidiyor tam yeşilçam di mi?).
İtirazım Var
Leyla ile Mecnu’nun yönetmeni Onur Ünlü’nün filmi. Bu adam 5 sene art arda oskar da alsa yine Leyla ile Mecnun ile anılacak. Bundan şikayet edeceğini de sanmıyorum ya neyse. Bu filmde İsmail abi var başrolde yani Serkan Keskin. Bir de hırsız Yavuz yani Osman Sonant komiser rolünde. Konuya gelecek olursak; Selman Bulut bir imam, bir gün namaz kıldırırken iki el silah sesi duyuluyor. Dönüp baktığında ise cemaatten birisinin yere yığıldığını görüyorlar. Tabi kim vurdu nereden ateş edildi meçhul. Normal bir imam olsa meftayı yıkar namazını kıldırır ve gömer. Ancak Selman Bulut biraz değişik bir imam bu yüzden olayın peşini bırakmıyor ve acaba neden vurdular adamı diyerek küçükten araştırmaya başlıyor.