The Imitation Game
Yönetmen ya da yapımcı olsam bulurum sağlam bi hikaye çekerim biyografiyi kafam rahat. Ne senaryo derdim olur ne hikaye. Zaten bugüne kadar izlediğim biyografilerin çoğu ilgimi çekmişti. Arada beni yoran hatta sinema tarihinde ilk defa uyumamı sağlayan bi Lincoln filmi var ama o da nazar boncuğu olsun. Demek istediğim birisinin hayatı ilgi çekici yaşadığı olaylar ilginç ise o hayatı ve olayları film yapmak da başarıyı getiriyor. Bu filmde de bu olayın bir örneğini görüyoruz. Bilgisayar camiasının öncülerinden Alan Turing’in ikinci dünya savaşı sırasındaki mücadelesini izliyoruz. Tabi ki fiziksel değil zihinsel bir mücadele.
Turing ismini daha önce duymamıştım. Bu benim ayıbım sanırım. Rahmetli baya önemli bir insanmış. Bu karakteri Sherlock dizisinden tanıdığımız Benedict Cumberbatch canlandırıyor. Bu elemanın oyunculuk kariyeri tabi ki Sherlock ile başlamadı ama yükselmesinde önemli payı var bu dizinin. Hatta çok fazla film teklifi aldığı için dizi çekimlerini 2016 ya kadar durdurdu arkadaş.
Dikkat ettim de film ile ilgili hala bi şey yazmamışım. Film ikinci dünya savaşında Almanların şifreleme sistemini kırmaya çalışan bir ekibi anlatıyor. Aslında ekip demek yanlış olur. Çünkü bütün oklar Turing’in üzerinde. Tahmin edebileceğiniz gibi bu kadar zeki ve deha olan birisi kaprisli, insanlarla anlaşamayan ve sürekli onları aşağılayan yapıda. IQ 200’e yaklaşınca yan etki olarak bunlar oluşuyor sanırım.
Bence biyografilerin en güzel yanı tek bir karaktere odaklanıyorsunuz ve yorulmuyorsunuz. Tamam bi gerilim küçük de olsa bi aksiyon var ama herhangi bir kurgu çözmenize ya da fikir yürütmenize çok gerek olmuyor. Tam iş çıkışı filmi yani.
Hem anlattığı konu hem de film kalitesi olarak başarılı buldum kendilerini. Bir tane oskar aldı bu film. 10 taneye aday olup hiç almamaktan iyidir bence..