The Sopranos

HBO’nun bir diğer başyapıtını bitirmenin haklı gururunu yaşadığımı belirterek başlamak istiyorum. Günümüzde bu kadar kaliteli üretemiyorlar ama muhtemelen 1996-2006 arası bu işi yapan ekip ya emekli oldu ya da işten ayrıldı.

Diziyi izlemeye başlamamda en büyük etkenlerden bir tanesi de karakterlerin İtalyan kökenli olması. Hani hep derler ya italyanlara çok benziyoruz diye. Hakkaten var baya ortak noktalar. İşte altın bileklikler, serçe parmakta yüzükler, kumaş pantolonun içine tişört sokmalar, her gördüğünü şap şup öpmeler, ev içinde beyaz atletle gezmeler, her ne kadar yapma denilse de yapılan el şakaları ve en önemlisi de aileye olan bağlılık.

Dizinin konusuna gelince; öyle üçbeş cümleyle izah etmek kolay değil ama kısaca toparlayım. Mafya babası olan Tony Soprano’nun iş ve aile hayatını nasıl yürrütüğü anlatılıyor. Bu kadar basit değil tabi ama bence en kısa şekilde böyle özetleyebilirim. Biraz da karakterlerden bahsedelim.

Tony Soprano: New Jersey mafyasının başı. Dizinin de herşeyi. Çok güçlü bir karakter zaman zaman ailesi için yaptıkları yine aynı şekilde işi için yaptıkları ayakta alkışlanası. Herşeyiyle mükemmel bir adam değil ama iş ve aile arasındaki çizgiyi korumak için elinden geleni yapıyor.

Carmela Soprano: Tony Soprano’nun eşi. Tam bir zengin imajı çizilmiş ilk sezonlar. İşte spor salonlarına gitmeler, Bizim Bihter gibi yardım kampanyaları düzenlemeler vs. Ara ara Tony’ye trip atıp evden kovuyor hatta birbirlerine vurdukları bile oluyor. Ama çizilen imaja uygun bir şekilde pahalı bir kürk, 135 karatlık bir elmasla herşeye sünger çekebiliyor. Son sezonda iyi anneyi oynadı ama ne bileyim, ısınamadım ben.

Dr. Jennifer Melfi: Tony’nin dizi boyunca gittiği psikolog. Narin ses tonu, açık ve anlaşılır ingilizcesi ile beni üniversite hazırlık günlerime götürdü. Onun da tam bir profesyonel olduğunu söyleyebilirim. Koskoca Tony Soprano’yu 6 sezon boyunca idare etti.

A.J. Soprano: Ailenin küçük evladı. Tab bir baş belası. okula gönderirsin okumaz, orduya yazdırırsın ağlar, iş bulursun 2 günde atılır. Kendi evladım olsa Tony kadar sabırlı olurmuydum bilmiyorum. O derece problemli bir arkadaş.

Meadow Soprano: Ailenin büyük evladı. Biricik kızları. Okulu dereceyle bitirip sağlam bir üniversiteye gider. Tıp ve hukuk arasında kalır. Anne ve babanın gururudur. Normalde bu karakteri sevmemem lazımdı ama kendisini Entourage dizisinde nasıl benimsemişsek bir türlü kızamıyorum arkadaşa.

Karakterler tabiki bu kadar değil. Christopher, Paulie, Silvio, Janice, Bacala, Artie ve diğerleri. Her bir karakter kendine has. Kimi yaptığı şakalarla güldürüyor, kimi kurduğu planlarla vay çakallll dedirtiyor. Özellikle Tony’nin annesini oynayan karakter tam bir kaynana. Kadını hastaneye yatırıyorlar. Ziyarete gidiyor Tony. Anne hemen lafı koyuyor oooo kimler gelmiş. Yemek yicekler, Tony diyor ki anne çok yeme dokunur. Annesi hemen ben açlıktan öleyim tabi kimin umurunda. Yani böyle izlerken rahmetli babannemden bazı kesitler görmedim değil.

Dizinin bence tek eksik yanı; Tony’nin çok ağır basması. Diğer sahneler geçsin diye bekledim bazen. Adam o kadar dominant ki olmadığı bölümlerde canım sıkıldı resmen. Hatta bi kere yoğun bakıma giriyor ve 3-4 bölüm Tony çok da rol almıyor. İşte o bölümlerin bitmesi gerçekten azap gibiydi. Keşke diğer karakterlere biraz daha sorumluluk yüklenip onları da izlenebilir kılsalarmış.

Son olarak ardı ardına izlemeyin derim. Çözmeniz gereken detaylar gözünüzden kaçabilir. Böyle 2 günde bir, günde bir izleyin tadını çıkartın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir