Category Archives: İzledim

Grönholm Metodu

Her hafta operaydı baleydi tiyatroya vakit bulamıyordum. sonunda bir boşluk oluştu ve bu oyunu izledim. Oyuncu kadrosu 4 kişi. Cüneyt Mete, Deniz Gökçe Yersel, Ünsal Coşar ve Nur Yazar. Oyunun süresi ise 95 dakika ve tek perde. Hem kişi sayısının az olması hem de sürenin kısa olması izlenebiliteyi artırmış bence. Konuya gelecek olursak, tiyatroda çok karşılaşmadığım bir merak uyandırma durumu var. Bir iş görüşmesi, bu iş görüşmesinde 4 aday ve bu adayları izleyip dinleyen ve onlara talimat veren iş verenler.

Lost in Translation

Başrol olmayı hak etmeyen iki işi var başrolde Scarlett Johansson ve Bill Murray. Yanroller tamam da başrol ikisine de çok fazla bana göre. Filmin puanı yüksek, zaten bir tane de olsa oskar da kazanmış. Ancak benim için pişmalıktan öteye gidemedi film. Evli bir karın ve erkek bir şekilde arkadaş oluyor. Aslında ikisi de evliliklerinde mutlu değil ama beraberlerken çok mutlular. Bir şekilde bi tanesi ilk adımı atamıyor. O adım gelse belki de çok mutlu olacaklar. O adım gelemediği için de o mutsuz hayatlarına devam etmek zorunda kalıyorlar.

The Nice Guys

Uzun bir aranın ardından film izleyebildim. Hem yoğuluk hem internet olmaması derken neredeyse iki ay geçmiş film izlemeden. En büyük korkum bu kadar aradan sonra çöp bir film ile dönmekti. Neyse ki korktuğum başıma gelmedi. Sadece ayakta dursalar bile kendilerini izletebilecek Russell Crowe ve Ryan Gosling başrolde. Bu ikilinin komedi filminde bir araya gelmesi de ayrı bir güzel olmuş bence. Hemen ağlamalı, yokluktan gelmeli bir film beklentisi oluşuyor nedense bu oyuncuları görünce. Ancak bu sefer ağlamak yok hatta bazı sahnelerde sağlam güldürme var.

Gone Baby Gone

Bu filmi ya daha önce izledim ya da izlemeye başlayıp bıraktım. Bu konuda emin değilim bu yüzden kafamda filmin bir sonraki sahnesini hatırlamaya çalışarak izledim filmi. Haftalardır devam eden kötü film serisine bir nokta konuldu diyebilirim. Gönül isterdi ki bütün o kötü filmleri unutturan bir film izleyeyim ama öyle olmadı maalesef. Buna da şükür diyelim ama yine 2 saat izleyip hiç bir şey ifade etmeyen filmlerden de olabilirdi. Yönetmen koltuğunda Ben Affleck oturuyor. Filmde ise başka hiç bir yerde izlemediğim kardeşi Casey Affleck. Bir torpil meselesi var evet. Unutmadan ekleyeyim Morgan Freeman da yine genç olmayan bir halde karşımızda. Yardımcı oyuncular ise Michelle Monaghan ve Ed Harris.

Before the Rain

Neden böyle oluyor anlamadım. Son zamanlarda şöyle ballandıra ballandıra anlatacağım bir film izleyemedim. Bu filme de yine bu ümitle başladım ama olmadı. Gerçi nerede yorum okusam şaheser, baş ucu eseri ama neden bende bu duyguları uyandırmadı bilemiyorum. Oyuncuların hiç birini tanımıyorum belki bu bir sebep olabilir. Ama bu şekilde izlediğim ve beğendiğim onlarca film de olmuştur. Biraz da konudan bahsedip konuyu kapatacağım.

Arnavutluk ve Maceristan var işin içinde. Bir yanda kilise diğer yanda müslüman insanlar. Müslüman taraftan birisi kaçıyor işte bunu hristiyan birisi saklıyor koruyor kolluyor. İşte bunlar anlatılırken film 3 ayrı hikayeye bölünmüş. Filmin başında aslında filmin sonunu izlemişiz falan. Zaman asla bitmez mi daire aslında yuvarlak değildir mi öyle garip garip afiş cümleleri vardı. Neyse, çok sıkıldım izlerken. Bir an önce film izlerken uyuyabilme özelliğimi geliştirmem lazım..

Inside Llewyn Davis

Coen biraderler olarak tanınan Ethan Coen ve Joel Coen yönetmiş filmi. Başrolde de Oscar Isaac oynuyor. Filmle ilgili başka detay bilgi vermeye elim gitmiyor. Hayatımdan 104 dakikayı çaldı çünkü. Aslında bu biraderlerin başka filmlerini izleyip beğenmişliğim vardı. Ama bu sefer olmadı. Hem de çok net bi şekilde olmadı. Filme henüz kötü diyen gördüğümü söyleyemeyeceğim. Hep sanat tutkunlarına denk geldim demekki.

Bir şarkıcının tripleri, bohemleri çevresi ile yaşadığı sorunları vs. Hiç bana hitap etmeyen bir filmmiş. Keşke ben DE uyusaydım.