Category Archives: İzledim
Pawn Sacrifice
Tarihin ilk ve tek Amerikalı dünya satranç şampiyonu Bobby Fischer‘ın hikayesini anlatan bir biyografi. Bu karakteri Tobey Maguire canlandırmış. Tahmin edeceğiniz gibi rakibi Rus şampiyon Boris Spassky. Bu karakteri de Liev Schreiber canlandırmış. Filmden önce iki şampiyonu da tanımımyordum. İzledikten sonra biraz bakındım. İkisi de şahsına münhasır kişilermiş. Ama Fischer gerçekten sorunlu bir adammış. Oynadığı zamanlarda da oyunu bıraktıktan sonra da değişik hareketler içinde yer almış. Zaten yaptıklarından dolayı sınırdışı edilme ve vatandaşlıktan çıkarılma gibi olaylar yaşamış. Filmde bu bölümler yok sadece şampiyonluğa uzanan yol var.
Now You See Me – 2
Bir alışveriş için BKM kullanayım dedim. Sitede bir sorun oldu ve mail gelmesi gerekirken gelmedi. Önce BKM’yi aradım işlemde sıkıntı yok dediler. Sonra alışveriş yaptığım yeri aradım yooo bize öyle bir satış bilgisi gelmedi dediler. Neyse ki 30-40 dakikalık telefon görüşmeleri sonucu durumu çözdük ve maddi bir kaybım olmadı. Bunun sonucunda ise BKM “Her ne kadar bizden ötürü olmasa da mağduriyetinizden dolayı size 2 tane sinema bileti hediye ediyoruz” dedi. Ben de ooo alırım bir dal dedim ve bir daha olmasın gençler diyerek biletleri aldım. Film inanılmaz kötü de olsaydı laf etmezdim biletler bedava olduğu için ama neyse ki biletler bedava da olsa film güzel çıktı.
Enemy
Öncelikle Kafka’nın Dönüşüm kitabını okumayan ya da hikayesini bilmeyenler bu filmi izlemesin. Örümcek ne la! tepkisini verecekler muhtemelen o kişiler. Ha kitabı bilince ne oluyor derseniz yine bişey olmuyor film bir anda izlediğiniz en iyi film seviyesine yükselmiyor. Açıkçası film gayet sıkıcı ve durağan. İzlediği bir filmde kendisine çok benzeyen birisini görüyor karakterimiz. Sonra bu kişinin kim olduğunu bulmaya çalışıyor. Aslında bi bakıyoruz öyle bişe yok kişilik bozukluğu vs. Başrolde Jake Gyllenhaal olduğu için oyunculuk konusunda bi standart söz konusu ama konu çok da ilgili çekmedi..
Birileri göklere çıkartıp başucu eseri yapmış olabilir. Benim için uykuya direndiğim dakikalardan öteye geçemedi film. Tabi uykuya direnemeyenler de olmadı değil..
Casino Royale
Seri filmlerinde benzer şeyleri görmek çok normal. James Bond serilerinde de bu böyle. Bu serinin son filmini ne zaman izledim hatırlamıyorum ama bu film 10 sene önceki serinin bilmem kaçıncı filmi. 10 sene ara ile çekilmiş olsalar da senaryo olarak çok da ileri gitmediklerini gördüm. Ele avuca sığmayan tarz ajanımız Bond dünyayı kurtarıyor. Bunu yaparken bu sefer kumar yeteneklerini de görüyoruz. Tabi organizasyon içindeki güzel bir kadınla yakınlaşma ritüeli de yine sergileniyor.
Böyle olacağını bile bile izledim. Sırf Mads Mikkelsen oynuyor diye. Hannibal‘den sonra görüyorum ki adam oyunculukta kendini 5’e 10’a katlamış. Bizim Bond’ da hala ordan oraya atlayıp zıplıyor.
The Chorus
Orjinal adı Les choristes, anlayacağınız üzere Fransız yapımı. Belki de bugüne kadar ki en kısa yazı olacak. Klasik Mahmut Hoca filmi. Aksi öğrencileri babacan bir öğretmen yola getiriyor. Bunu yaparken de muziği kullanıyor. İki oskar adayıymış, puanı da 7,9. Bugüne kadar izlediğim en overrated filmlerden.
Vakit kaybı izlemeyin, açın bi kardelen hikayesi okuyun çok daha güzel..
Taxi Driver
Yıl 1976 ve Robert De Niro genç. Hem genç hem de zayıf, çöp gibi bişe. “are you talking to me” repliğini yıllardır duyuyordum, bu filmde ve de niro tarafından da söylendiğini biliyordum ama izlemek nasip olmamıştı. Öncelike şunu belirteyim, De Niro’nun oyunculuğu bugünkinden kat kat daha iyi. Aynı durum bana sorarsanız Al Pacino için de geçerli. Yaşlandıkça kabiliyetleri azalmış bence. De Niro burada sorunlu bir taksiciyi canlandırıyor. O kadar iyi canlandrıyor ki ekrandan çıkıp bişeler yapacağını düşünüyorsunuz. Tabi bu gerçekçiliğin tek sebebi oyunculuk değil kaliteli ekranda izleyince böyle oluyor demek ki (thanks to dr.).