Category Archives: İzledim
21 Grams
Bu tarz kadrolar zor bir araya geliyor. Sean Penn, Naomi Watts ve Benicio Del Toro. İsimlere bakınca oyunculuğa doyuran bir film olduğunu anlıyoruz. Tabi herşey oyunculuk değil, ortada güzel bir senaryo da olması lazım. Bu konuda ise oyuncular kadar güçlü olamadığı söyleyebilirim. İlk dakikadan itibaren geçmiş, bulunulan zaman, gelecek ve hayal kavramları var. Sürekli bi ileri bi geri, bi hayal bi gerçek durumlar gösteriliyor. Haliyle herkesin aklına Memento filmi geliyor. Tabi Memento bu alanda Messi olduğu için bütün benzerleri kötü eleştiri alacaktır. Yine de bi Hasan Üçüncü diyemeyiz 21 Grams filmine.
Ne le dis à personne
İngilizcesi Tell No One olan bir fransız filmi. Uzun zamandır film izlememiştim. Ramazandı bayramdı derken ara vermiş oldum. Dönüşümüz de bu filmle oldu. Film biraz iyi olsun diye bara aradığımızı söyleyebilirim. Listelere girildi, yorumlar okundu ve bu filmde karar kılındı. Filmde François Cluzet başrolde. Adını yazında tanınması kolay değil tabi. The Intouchables filmindeki tekerlekli sandalyedeki kişiyi oynayan aktör. O film nasıl bir etki bıraktıysa, bu filmi izlerken bile defalarca kez aklıma o filmden sahneler geldi. Bu filmde ise aksiyonun ortasında kendisi.
St. Vincent
Bazen tam da istediğim gibi filmler denk geliyor çok mutlu oluyorum. Bu film de tam o kategoride. İftar sonrası hatta sahura doğru bir vakitte sadece vakit geçirmek için bir film arıyorduk. Uyutmayacak, çok uzun sürüp yormayacak bir film lazımdı. Öyle de oldu. Filmin hikayesi çok basit. Bir çocuk ve yaşlı bir adamın arkadaşlığını anlatıyor. Tabi bu arkadaşlık filmin ilk dakikasında başlamıyor. Anne çalıştığı için çocuğuna göz kulak olsun diye yaşlı komşusu ile anlaşıyor. İlk önce sadece ticari düşünceyle başlayan ilişki daha sonra arkadaşlığa dönüşüyor.
Better Call Saul – 2
İlk sezon bittiğinde içimde bir heyecan bir boşluk oluşmuştu. Bu durum ikinci sezon bittiğinde daha da büyüdü. Bunun sebebi dizinin giderek Breaking Bad’e yaklaşması. Dizinin başından beri Soul ve Mike var zaten. Gerçi henüz Saul olmadı ama olacak. Bunlara ek olarak ikinci sezonda Tuco, Salamanca ve Salamanca’nın yeğenleri işin içine girince bir an WW’ın ya da Pinkman’ın bir yerlerden geçeceğini düşünmedim değil. Bu heyecanımdan ötürü biraz sağda soldaki yorumları okudum. Haliyle öncelikle Gus’ın diziye gireceğini gördüm. Zaten mantıklısı da bu.
Amistad
Bu aralar takip ettiğim dizilerin birikmesinden mütevellit o alana yoğunlaştım. Haliyle kitap ve film sektörü bundan olumsuz yönde etkilendi. Sezonları birer birer bitirince inşallah film sektörüne gereken değeri vermeye devam edeceğim. Bu film de ne zamandır izleme listemdeydi ama gerek uzun olması gerekse daha cazip tekliflerin ortaya çıkmasından ötürü izleyememiştim. Gecikmeli de olsa filmi geçen hafta izledim. Bu kadar beklediğine değdi mi derseniz açıkçası değmedi. Ancak yaşanılan olaylar gerçek olduğu için saygıda kusur etmemek lazım.
The Kite Runner
Kitabı da varmış hatta çok çok güzelmiş ama okumadım. Filmini izledim. Çok çok güzel olmasa da beğendim diyebilirim. Film Afganistan’da geçiyor. Tabi yaşanabildiği zamanlarında. İki çocuk başrolde. Çok yakın iki arkadaş. Biri zengin bir adamın oğlu, diğeri ise o evde çalışan bir adamın oğlu. Zengin fakir olayları yok filmde hemen çok klişe demeyin. Bu iki çocuğun en büyük eğlencesi uçurtma uçurmak. Buna ek olarak da başkalarının uçurtmalarının ipini kesip düşürmek. Bir nevi lig var diyebilirim bu konuda.