The Ballad of Buster Scruggs

Uzun süredir gözümüze çarpıyordu bu film ancak hem western hem komedi hem müzikal nasıl olacak korkusuyla hiç izlemeyi göze alamadık. İzleyecek film bulma konusunda sıkıntı çektiğimiz bir anda e napalım izleyelim dedik ve izlemeye başladık. Öncelikle film 6 ayrı hikayeden oluşuyor. Bütün hikayeler vahşi batıda geçiyor. Kimi komik kimi dram içeriyor gerçekten. Bu arada filmin yönetmeni Coen biraderler. Yetkili iki abimiz yani.

Amak-ı Hayal

Filibeli Ahmed Hilmi tarafından yazılmış ve ilk olarak 1910 yılında yayınlanmış tasavvufi bir kitap. Öncelikle kitap çok kısa, bir çırpıda bitiyor. Ancak tadı damağınızda kalıyor. Hele yarısına falan geldiğinizde daha yvaş mı okusam diyorsunuz. Veya bugün bırakayım yarın devam edeyim diye düşünüyorsunuz ama eliniz varmıyor bırakmaya. Böyle masal gibi bir kitap.

Kozmik Haydutlar

Allan C. Weisbecker tarafından yazılan ve ilk olarak 2002 yılında basılan kitap. Kitap yer altı serisinde de bulunuyor. Sanırım o seriye sardığım zamanlar listeme almışım. Açıkçası o seriden biraz uzaklaştım diyebilirim. En iyilerini okumuş olabilirim ilk önce. Bu yüzden sonradan okuduğum kitaplar o kadar da hoşuma gitmedi. Bu kitap da maalesef bu kategoride. Yani okudum ama birisine tavsiye eder miyim? Çok sanmıyorum.

The Trial of the Chicago 7

Netflix’te yapımı bir film. Gerçek bir olaydan esinlenmiş. Tabi hem olay, hem dava süreci hem de sonucu ayrı ayrı etkileyici. Peki olay ne diyecek olursanız; Vietnam savaşını desteklemeyen grupların eylem yapmasıyla başlıyor her şey diyebiliriz. Farklı gruplar bu konuda hem fikir. İşte bilmem nereli öğrenciler grubu, falanca meslek grubu vs. Kişiler, gruplar, temsil ettikleri kişiler farklı ama amaçları aynı. ABD’nin Vietnam’a asker göndermesini istemiyorlar. Bunun içinde yerel olarak girişimleri var ancak en etkileyici olanını Chicago’da yapmaya karar veriyorlar. Çünkü orada devlet ulusal bir toplantı yapıyor.

The Hater

Orjinal adı Sala samobójców. Hejter olan Polonya filmi. İşin içine avrupa girince pozitif yaklaşıyorum açıkçası film kaliteli çıkacak diye. Bu film de bubu haksız çıkarmadı. İnanılmaz özgün bir senaryo değil ama oyunculuklar ve akış filmi çok izlenir kılıyor. Başrolde  Maciej Musialowski isimli bir arkadaş oynuyor. Açıkçası çok da iyi oynuyor. Tek başına sürüklemiş filmi. Etrafındaki oyuncuları toplayın yarısı kadar kıymeti yok o kadar diyeyim. Hikayeye gelecek olursak.

Brittany Runs a Marathon

Film aramayla uğraşmak istemeyip şöyle çerez birşeyler izleyelim dedik. Sonucunda da başrolünde Jillian Bell‘in oynadığı bu filmde karar kıldık. Açıkçası yazacak çok da bir şey yok. Çünkü filmin çok fazla türevi mevcut. Hayatından memnun olmayan birisinin kendisine bir hedef koyarak o hedef doğrultusunda ilerlemesini konu alıyor. Buradaki hedef de New York maratonunda koşabilmek. Tabi bu kapsamda bir çok şey değişiyor Brittany’nin hayatında.