Hannibal
2001 yılında Anthony Hopkins tanıştırmıştı bu karakteri bizlere. Filmi izlemeyenler bile biliyordur. İnsan yiyen bir doktorun hikayesi. Tabi böyle vahşi bir şekilde yemiyor. Öyle güzel pişiriyor ki aklınız bir an kayabilir. Dizide bu karakteri Mads Mikkelsen canlandırıyor. Hakkını verelim efsane oynamış. Konuşmalar, hareketler, giyim kuşam gerçekten entellektüel tanımının görsel hali. Zaten adamın bilmediği dil yok, çoğu müzik aletini çalıyor. Genel kültür desen KPSS’den 99 alır o derece. Zaten insanların içinde çok kolay hareket edebilmesi için bunları kullanıyor. Kimse ondan şüphelenmiyor.
Death at a Funeral
Bir sonraki yazım olacak olan Narcos dizisine ara vermiştik. E bu arada da boş kalmayalım bari deyip bu filmi izledik. Her ne kadar puanı 7’nin üzerinde olsa da İngiliz yapımı olması endişelendirmişti beni. Hem adamların konuşmasına hem de mizah anlayışlarına bir türlü alışamadım. Hadi dil zaten onların o konuda çok söz hakkım yok ama film konusunda 40 fırın yemeleri gerekiyor. Bakın 40 fırın ekmek değil o fırınları yemeleri gerekiyor ki gerçekten komik bir film çeksinler. Neden ara verirsin ki dizi izlemeye. Zaten on numara akıyordu dizi. Neyse filmden bahsedecek olursam.
1984
İlk defa 1949 yılında basılmış bu kitap. O zaman anlattıkları ne derece kıymetliydi bilmiyorum ama içinde bulunduğumuz dönem için çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Zaman ve mekan bağımsız kitapta geçenler her ülke, her toprak parçası için geçerli. Kitabın geçtiği dönem 1984 yılı. Gerçek 1984’den farklı olarak herkesin attığı adımı izleyen, söylediği sözleri kaydeden hatta aklından geçeni bile anlayan sistemler var. Sabah uyandığınızda evinizdeki tele ekran size neler yapmanız gerektiğini söylüyor. Eğer yanlış bişey yaparsanız kodunuz ve adınızla beraber fırçayı yiyorsunuz ekrandan. Bu ekranlar hep bilindik yerlerde değil, bazen bir duvara gizlenmiş bazen bir dolaba. İnsanlar aldıkları nefesin, hatta gördükleri rüyanın hesabını vermeye koşullandırılmış durumda.
Southpaw
Bir filmden bir tane çekince neden yetmiyor anlamıyorum. Aynı senaryoyu farklı oyuncularla çekmek nasıl bir zevk çözemedim. Cinderella Man filmini hemen herkes izlemiştir. Oradaki hikaye gerçek hikaye olduğu için gerçekten çok etkileyici bir film. Bu filmde ise bi biyografi durumu yok. Ama gelişmeler hemen hemen aynı. Çok iyi bi boksör, bazı sebeplerden ötürü herşeyini kaybediyor. Ailesinde sorunlar oluyor. Ama azmedip tekrar en tepeye çıkıyor. Film bu kadar. Kadronun Jake Gyllenhaal, Forest Whitaker ve özellikle Rachel McAdams‘dan oluşması beni heyecanlandırmıştı ama tam bir klişe çıktı film.
Bunu izleyeceğinize Cinderella Man’i tekrar izleyin derim.

