Category Archives: İzledim

Notes on a Scandal

2006 yapımı bir uyarlama filmi. Zoe Heller’in kitabından çekilmiş. Bu kısımları çok da önemli değil aslında ama genel kültür olsun diye söyleyim dedim. Başrollerde hepimizin yakından tanıdığı Cate Blanchett (Sheba) ve herhangi birinin yakından tanımak istemeyeceği Judi Dench (Barbara). Bunlara ek olarak da esas eleman Andrew Simpson (Steve).

El espinazo del diablo

2001 yapımı ispanyol filmi. Drama ve korku türünde olduğunu izledikten sonra farkettik. Filmde korku adına arada bir fısıltılar duyduk, gölgeler gördük o kadar. Asıl olay 1930 lardaki savaş. Bu savaşta savaşa gidenlerin çocuklarını bıraktığı bir yurt gibi bi yer var. Orda bi teyze var, müdüre. Onun da savaşa gidenlere silah alsınlar diye verdiği altınları var.

Green Street Hooligans

Harward’ dan atılan Elijah Wood İngiltereye ablasının yanına gelir. Aslında araları da çok iyi değil ama okuldan atıldığını kimseye söyleyemediği için öyle 132 ye biner gibi atlayıp uçağa geliyor. Burada ablasının eşinin kardeşi ile tanışıyor. Artık neyi oluyorsa, kaynı mı eltisi mi bilemicem.

Carandiru

Bir önceki hapishane film tecrübesini biran önce unutmak için hızlı ve zorlu bir arayışın ardından bu filme ulaştım. 2003 yapımı Brezilya filmi. Oyuncularının hiç birini daha önce duymadım. Yine büyük bir riksti. Üstelik puanı da Hunger filminden daha azdı. Tabi puanın hiçbirşey ifad etmediğini defalarca gördümama yine de insan bi imdb ye bakmadan edemiyor.

Buradaki hapisanemizde garip gelebilir ama özenilecek bir hayat var. Herkesin görevi belli. Kim eroin işini yapıyor, kim öldürüleceklere karar veriyor herşey belli. Saygi ve sevgi çerçevesinde kurulu bir düzenleri var. Hapisanede görevlendirilen yeni doktorla hepsinin arası iyi. Hepsi içeri girmeden önce ne yapıyordu, nasıl içeri girdiler doktora anlattılar. Bu kısımlarda eğlenceli hikayeler de olmadı değil. Filmin bu şekilde güllük gülistanlık bitmesi beklenemez tabi.

Bir gün koğuşlar arası futbol maçı oynanıyor. Herkes çok mutlu tabi. Derken çamaşır asılan bölüme bir eleman geliyor ve yıkadığı donunu asmak istiyor. Asmaması gerektiği söyleniyor ama o dinlemeyip asıyor çamaşırı. Sonun başlangıcını da hazırlamış oluyor. Aslında bu kurulu düzenin arkasında herkesin bi kıvılcım beklediği ortaya çıkıyor. Filmin sonuna doğru işin içine polisler de dahil oluyor ve iş çığrından çıkıp zevkine adam öldürmeye kadar geliyor.

Hunger filmini unutmak için iyi bir başlangıç oldu diyebilirim. Bu arada hapiste hemen hemen herkesin bi lakabı var. Favorilerimiz “çok yazık” ve “asgari ücret”.

Hunger

Hapishane filmleri konusunda çok güzel tercihler yapmıştık. Uzun zaman oldu izlemeyeli, bi tane seçelim de izleyelim dedik. Ne de olsa geçmişten gelen bi özgüven var. Genelde iyi oluyor hapishane filmleri. Bi kaç keyword girip arattık google da ve bu filme ulaştık. Bi kaç da yoruma baktık. Gerçekçi, iyi falan demişler. Biz de inandık netteki hıncallara.

O keywordleri yazan parmaklarım kırılsaydı da denk gelmeseydim bu filme. Arkadaş hayatımda izlediğim kesinlikle en kötü film. Filmin 43. dakikası ile 68. dakikası iki kişi arasında, bir masa ve iki sandalye eşliğinde çekilmiş. Sonradan anladım ki İrlanda’nın Nuri Bilge Ceylan’ına denk gelmişiz. Filmde altyazıya gerek yok. Arada sesler geliyor. Genelde her işin sonunu görüyoruz. Örneğin bi eleman koridoru temizliyordu. Sahnenin en başında koridorun başındaydı. Normalde ne bekleriz bi iki temizledikten sonra geçer sahne. Adamın koridorun sonuna kadar temizlemesini resmen izledik yahu. Nasıl bir vakit kaybıdır anlatamam. Hala etkisindeyim filmin. Bu kadar kötü nasıl çekilebilir hayret doğrusu.

O kadar konuştuk, filmin konusunu da söyliyim bari. Hapisteki elemanlar bizim film boyunca anlayamadığımız bazı hakları istiyorlar. Bunun için de en son açlık grevine başlıyorlar. Sanırım yaşanmış bir hikaye. Ama ne olursa olsun bu hayatımın en kötü 90 dakikasını geçirdiğim gerçeğini değiştirmez.

Warrior

Joel Edgerton ve Tom Hardy’nin başrollerini oynadığı bir film. İki kardeşi oynuyorlar. Parçalanmış bir aile. Ayyaş bir baba. Çocuklardan biri annesini alıp gidiyor, diğeri ise sevdiği hatunla beraber ayrılıyor babasının yanından. Filmin draması bunun üzerine. Yok sen bize babalık yapmadın, yok zamanında içtin. Kardeşimi hep benden çok sevdin gibi yeşilçama göz kırpan dialoglar da var.

Filmin ismi ise ilk yarım saatten sonra ortaya çıkıyor. Kardeşlerden biri eski kafes dövüşçüsü. Daha sonra fizik öğretmenliğine başlıyor ama öğretmenin derdi her yerde aynı demekki; ek iş olarak dövüşmeye devam ediyor. Evde hatun da bi külüpte koruma olduğunu sanıyor.

Diğer kardeş ise biraz garip bir eleman. Orduya katılmış, daha sonra kötü bir olay yaşayıp ordudan ayrılmış. İkisi de dibe yakın sıkıntılar var. Tam da bu arada bizim Ahmet Öner gibi bir eleman dövüş düzenliyor. Dünyanın en iyi 16 orta sıklet dövüşçüsünün katılacağı, 5 milyon dolar ödülü olan bir turnuva.

Tahmin edeceğiniz gibi her iki kardeş de turnuvaya katılıyor. Gerisi çok da tahmin edilmesi imkansız olmamakla beraber izlemeye değer.