Dancer in the Dark
Uzun arayışlar sonucu bu filmi izleyelim dedik. Türünde müzkal olması beni biraz endişelendirmedi değil. Sonuçta bi Sefiller macerası atlattık. Bu filmde şarkı türkü olayı o kadar abartılmamış. Açıkçası iyi de olmuş. Esas hikayeye daha kolay odaklanıyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi esas olay da ağır bir dram. Avrupa’dan Amerika’ya çocuğu ile beraber gelen bir anne. Tek derdi ilerde gözleri görmeyecek olan çocuğunun ameliyat parasını biriktirmek. Gözlerinin görmeyeceğinden çok emin çünkü genetik bir hastalık. Hatta kendisi de görme yetisinin büyük bir kısmını kaybetmiş durumda.
Ameliyat parasını biriktirmek için gece gündüz çalışıyor anne. Bütün iş yoğunluğunun yanında bir de dans merakı var. Amatör bir ekipte de bulunuyor. En ufak bir ses duydu mu hemen bir ritim tutuyor. Fabrikada makineler çalışırken ablamız gözleri bi kapatıyor ohh haydi eller havaya. Kendinden geçiyor adeta. Bu derece seviyor yani müziği ve dansı.
Tabi tahmin edeceğiniz gibi bu kadar mazlum birisi var ise bir de gaddar olmalı. Bu eksiklikten yararlanacak birisi. O da mevcut, hem de ev sahibi. Paraya sıkışmış ve annenin tırnakları ile kazıyarak kazandığı paranın peşinde.
Acaba parayı çaldı mı, bu iş polise intikal etti mi, eğer etti ise kadın parasını geri alabildi mi, en önemlisi çocuk ameliyat olabildi mi? Bu sorularının tamamının cevabını son yarım saatte alıyoruz.
Açıkçası film öyle inanılmaz etkilemedi beni. Yanaklarımdan iki damla yaş süzülmedi yani. Tamam güzel hikaye, annenin fedakarlığı falan çok etkileyici, hatta çocuğu için nelerden vazgeçtiğini görmek daha da etkileyici.
Sanırım anne olanların ya da anne adaylarının çok daha etkileneceği bir film. Ben daha çok The Pursuit of Happyness adamıyım.