Stranger Things
İzlediğim dizilerde yeni bölüm kalmayınca yeni dizilere bakayım dedim. Haliyle puanı yüksek olanlar ilgmi çekti. Bu dizi için 200 binin üzerinde oy kullanılmış ve puanı 9. Konusu da öyle çok izlenmeyecek gibi değildi. Dizi ile ilgili tek endişem başrollerin tamamının çocuk olması. Biz küçük iboların bücür cadıların dizilerini görmüş insanlarız. Günümüzdeki çocuk oyuncuların da hayatın sillesini yemişçesine yaptıkları roller çocuk oyuncuların ön planda olduğu filmleri/dizileri izlerken iki kere düşündürtüyor. İlk bölümden bu kaygımın gereksiz olduğunu anladım çok şükür. Çünkü adamların derdi çocukların gerçek hareketlerini yansıtmak ve tepkileri gerçek çocuk tepkisi gibi göstermekmiş.
Hell or High Water
Bir önceki filmi yazarken çok büyük konuştum ki bu film denk geldi. Gerçi bu filmi seçenin zevkine güvenmek benim hatam ama yapacak bir şey yok artık. Filmde elle tutulur tek şey Jeff Bridges‘in ortalama üzeri oyunculuğu. Ben Foster ve Chris Pine de oyunculuk olarak başarılı sayılabilir haklarını yemeyeyim. Ama bunun dışında gerçekten hayal kırıklığı. Bir abi kardeş ilişkisi gözümüze sokuluyor. İşte bir tanesi sessiz sakin diğeri fırlama serseri. Bu ikisi bir amaç için bir araya geliyor. Amaçları bir miktar para bulmak. Bunu da banka soyarak gerçekleştiriyorlar. Öyle milyonlarca dolar değil ihtiyaçları. İşlerini görecek kadar çalıyorlar.
Indignation
İzleyeli 3-5 gün oldu ama yazmak için beklemek istedim. Yoksa elimden bir kaza çıkabilirdi. Kötü film çok izlemişimdir. Ama bunun kadar kötüsünü ve hiç birşey anlatmayanını nadir izlemişimdir. Umarım bir an önce hafızamdan silinir. Neymiş okumak için üniversiteye giden yoksul ve yahudi bir ailenin çocuğu sorunlar yaşıyormuş. Alışamıyormuş da zor geliyormuş falan filan. Dönemi yansıtacağım diye uzun uzun tartışmaları göstermeler, elemanın dönüşümünü gözümüze sokmaya çalışmalar falan. Daha önce ne zaman bu kadar sıkıldığımı hatırlamıyorum ama umarım bir daha böyle kötü filmlere maruz kalmam..
Yeraltından Notlar
Ve seri bozuldu. Bunca yıldır en önden oyunları izleyen ben arka sıralara düştü. Ama ne yapalım sanat için gerekirse arka sıralarda da otururuz dert değil. Öncelikle kitabı okumadığımı belirteyim. Kitabı okuyan üstadlar oyunun kitabı yansıtamadığını bildirdi. Olaylar gerçek olsa da olayların aktarılışının kitaba göre çok çok kötü olduğunu söylediler. Ben kitabı okumadığım için bu kıyaslamayı yapamıyorum ama oyunun başarısız olduğunu söylemek için kitabı okumama gerek yok. Maalesef bir güzel eser daha tiyatroda harcanmış. Canlı performans, emeğe saygı vs. denilebilir ama sahnedeki kişinin sahne performansını eleştirmeyeceksek neyi eleştireceğiz?
Müfettişler
Bir keresinde hiç film yazmadan 4 tane kitapla ilgili yorum yazmıştım. Bu sefer de benzer durum 4 tane tiyatroya doğru gidiyor. Önceden haftada 4 halı saha maçına giden ben şimdi haftada 4 tiyatroya gider hale geldim. Nasıl oldu anlamadım. Sürekli kendimi en ön sırada bir oyunu izlerken buluyorum. Gerçi bu sefer en önde oturmanın azizliğine uğradım yüzüme gözüme biraz su geldi ama olsun.
Bir Delinin Hatıra Defteri
Gün geçmiyordu ki yine en önden tiyatroda bir oyun izlemiş olayım. Ama bu sefer ki öyle sıradan bir oyun değil. Bazı sorunların cevabı çok nettir. En iyi futbolcu dersiniz Messi ya da Ronaldo derler, en güzel araba dersiniz Mercedes ya da BMW derler ya da ne bileyim en güzel film dersiniz herkes Esaretin Bedeli diye söyler. Tiyatro konusunda da bir oyun “en” olarak nitelendirilecek ise sanırım o yun Bir Delinin Hatıra Defteri’dir. Tiyatro konusunda ahkam kesecek kadar bilgim yok ama ahkam kesenlerin de dilindeki en iyi oyunlardan biri olarak bu oyun geçiyor. İlk cümlemde yazmış olduğum “en önde” ifadesini açıklamak gerekirse..