Daddy’s Home
Şöyle kafa yormayacak çok da uzun olmayacak bir film arıyordum. Demek ki kalbim temizmiş tam da istediğimi buldum diyebilirim. Hatta Google’a “kaf yormayacak çok da uzun olmayan güldürmeli film” yazılsa bence bu film gelebilir. Öyle kahkahalar attırdığını düşünmeyin tabi. Ama beklentinizi biraz düşük tutarsanız istediğinizi alabileceğiniz bir film. Başrollerde komediye çok yakışan Will Ferrell ve komediye çok da yakışmayan Mark Wahlberg oynuyor. Birisinin eski birisinin de yeni karısı olan Sara’yı ise Linda Cardellini canlandırıyor.
Le hérisson
Bir önceki filmde küçük bir çocuğa çok fazla bilge sözler kullandırıldığını belirtmiştim ve bunu hiç beğenmediğimi yazmıştım. Böyle artist artist söyleyince sıradaki filmimin ana karakteri bir çocuk oldu. Hem de öyle havadan sudan şeyler hakkında konuşmuyor çocuk. Ölüm hakkında konuşuyor. Çoğumuzun anmaya korktuğumuz ölüm hakkında baya baya, sanki 3 kere ölmüş de 4 kere dirilmişçesine konuşuyor. Film ile ilgili bir tane bile kötü yorum görmedim. Yine fularını takan filmin başyapıt olduğunu belirtmiş. Açıkçası o derece etkilenmedim. Ancak, bir kaç güzel yere parmak basmamışlar dersem de haklarını yemiş olurum.
Room
Oskar kazanan veya aday olan filmleri olabildiğince izlemekte fayda var. Her ne kadar yoğun bir süreçten geçsem de sanatsal aktivitelerime ara vermem söz konusu değil. 2015 en iyi kadın oyuncu ödülünü almış bu film. Bana kalırsa öyle inanılmaz bir oyunculuğu yok başroldeki Brie Larson‘ın ama akademi benimle aynı fikirde değil demek ki. Larson zamanında kaçırılmış ve bir odaya kapatılmış bir anneyi canlandırıyor. Anne olmasından da anlayacağınız gibi odada başına kötü şeyler geliyor.
Mezbaha No 5
Öncelikle bireysel kitap beğenip okumayı rafa kaldırıyorum. Kurt Vonnegut adlı yazarın ikinci kitabını okudum ve bunu da gram anlamadım. Adamın tarzını çözemedim sanırım. Bu yüzden acaba sorun bende mi değil mi diye bu kitabı başkasına (evet sana) okutacağım. Umarım o da hiçbir şey anlamaz ben de huzura ererim. Kitap efsane sen bir şey anlamamışsın diye bir yorum gelirse kendimi sorgulamaya başlayacağım. Bu yazarın okuduğum kitabında da cümleler kopuk, bölümler alakasız değişik bir yapı vardı. Bu kitapta en azından tek kararkter var ve zamanda yolculuk yapıyor.
Spotlight
Filmi oskarlar açıklanmadan önce izlemiştim. Açıkçası hiç şans vermiyordum. Ama diğer milyonlar gibi ben de tokadı yedim bu filmden. Film klasik Amerikan filmi. Zamanında gerçekleşen bir skandalın nasıl günyüzüne çıkartıldığı anlatılıyor. Bir bakıma takdir ediyorum kendilerini. Bu kadar büyük bir olayı milyonların izleyip öğrenmesi için bu filmi çekmişler. Yaşanılan olayların filmini çekmek hem riskli hem de avantajlı. Bu filmde avantaj kısmı daha ağır basıyor çünkü konu çok hassas.
İçimizdeki Şeytan
Uzun zaman olmuştu Türk yazarlardan kitap okumayalı. Dönüşü de kaliteli yaptım vesselam. Sebahattin Ali’nin bu kitabı ilk defa 1940 yılında yayınlanmış. Günümüzde hala bu kadar okunuyorsa, insanlar birbirlerine bu kadar öneriyorlarsa vardır bir hikmeti dedim. Kitabın ana karakterinin adının Ömer olduğunu görünce daha da bir ısındım diyebilirim. Kitabı okuyanlar Allah belasını versin o Ömer’in diyorlardı ama ne yapmış olabilirki diyerek başladım okumaya.