Mystic River

Yönetmen koltuğunda Clint Eastwood, başrollerde üç çocukluk arkadaşını oynayan Sean PennTim Robbins ve Kevin Bacon. Devamını yazmasam bile filmin ne kadar doyurucu olduğu bu kadrodan belli. Zaten 2 oskar alarak taçlandırmışlar başarılarını. Bu üçlü çocukluk arkadaşı. Sokak aralarında oynuyorlar falan. Bir gün polis rozetli bir adam geliyor ve çocuklar kızıyor. Aralarından bir tanesini alıp senin ailenle konuşmamız lazım diyor. Tabi o kişiler gerçek polis değil ve gittikleri yer de çocuğun ailesinin yanı değil.

Einstein and Eddington

Evet, her ne kadar fizik dersini 38 defa almış olsam da bu tarz filmler izleyebiliyorum. Filmin tamamı fizik üzerine kurulu. Arada Einstein’ın gönül işlerini de öğreniyoruz ama ana tema fizik. Bildiğiniz gibi Almanlar ve İngilizler her iki dünya savaşında da karşı karşıyaydılar. Bu yüzden aralarının hiç bir alanda iyi olmadığını söylemek yanlış olmaz. O zamanlarda da savaş devam ediyor tabi. Ama burada iki savaş konusu. Birincisi hepimizin aklına gelen, ikincisi ise bilim savaşı. Einstein ortaya bir teori atıyor. Bu teori ünlü ingiliz bilim adamı Newton’un teorisinin hatalı olduğunu iddia ediyor.

The Judge

Yine uzun zamandır izlemek istediğim ama ancak izleyebildiğim bir film. Puanı yüksek, türü iyi oyuncular bilindik. İzlemek için bütün şartları sağlıyor yani. Başrolde bir avukatı oynayan Robert Downey Jr. ve bu avukatın babasını oynayan yargıç Robert Duvall. Anlayacağınız hukuk üzerine film. Tabi bütün film adliye sarayında, mahkeme köşelerinde geçmiyor. Hukuk konusunun yanı sıra bir baba oğlu ilişkisi de mevcut. Bu ikilinin arası bozuk ve neden bozuk olduğunu uzun bir süre öğrenemiyoruz. Öyle bir durum oluyor ki baba sanık oluyor ve onu savunma işi arasının hiç de iyi olmadığı oğluna kalıyor.

One Day

Anne Hathaway‘in iki filmini art arda izleyeceksin deselerdi hadi oradan derdim. Sonuçta inanılmaz kaliteli bir oyuncu değil. Ama bir şekilde yine onun başrol olduğu filmi seçmişim. Bir önceki filmde De Niro hatrına sesimi çıkarmadım ama bu filmi eleştireceğim. Komedi dram filmlerinde genelde dram ağır basar. Burada da öyle olmuş. Birbirine bir türlü kavuşamayan bir ikili var. Aslında arkadaşlar ama sıradan arkadaş. Erkek televizyonda program yapıyor yükselişte bir değer, kadın ise daha sadece halktan bir hayat yaşıyor.

The Intern

Başrollerde Robert De Niro ve Anne Hathaway‘in oynadğı bu filmi daha önce bir kaç kez izlemeye niyetlenmiştim. Ama uygun şartlar oluşmamıştı. Sonunda uygun şartları oluşturdum ve filmi izledim. İnanılmaz bir beklentim yoktu filmden, beni sıkmasın arada güldürsün yeter düşüncesindeydim. Bu açından bakınca görevini yerine getirdi diyebilirim. Gerçi uzun bir aradan sonra film izledim onun da açlığı ile film çok kötü olsa da beğenebilirdim herhalde.

Körlük

Kitap konusunda belirlediğim çıtanın biraz gerisindeyim ama farkı kısa sürede kapatacağıma inanıyorum. Hele böyle kaliteli kitaplar okumaya devam edersem okuma şevkim kat be kat artacaktır. Kitabın yazarı 1998 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi José Saramago. Bu kitabın devamı niteliğinde bir de Görmek isimli kitap var. Onu hemen sonrasında değil araya bir kaç kitap girdikten sonra okuyacağım. Genelde ilkler daha başarılı olur ama bunun yarısı kadar başarılı olsa bile okumaya değer bir kitap bence. Gelelim bu kitabın konusuna;