Foxcatcher

Filmi izleme sebebim Steve Carell‘ın olması. Başka hiç bir gerekçem yok filmi izlemek için. Kendisinin The Office dizisinden dolayı kredisi çok yüksek. Filmdeki performansıyla da bu krediyi daha da yukarılara çekti. Filmde zamanın en zengin amerikalısı olan John du Pont’ı canlandırıyor. Filmi izlemek için altyazı çıkmasını bekliyordum. Sonra bi yerden okudum ki yapımcı firma bu film için altyazı üretilmesini yasaklamış. Yayınlayan siteler için yasal işlem başlatılacakmış. Neyse ki bi google master olarak altyazıyı bulmakta çok zorlanmadım.

The Hurt Locker

Şu filmi görüp aaa nasıl olur da 6 oskarlı bi filmi izlememişim dediğim güne isyan ediyorum. Çok fazla uzatmayacağım hatta hiç uzatmayacağım. Amerika’nın Irak işgalini anlatan bir başka film. Bu sefer biz orayı işgal ederek kötü görünüyoruz ama bizim askerlerimiz de çok zorluk çekiyor mesajını vermeye çalışmışlar. Olan benim 2 saate oldu. İzlemeyin, 2 saat gidin uyuyun, gezin, spor yapın yapacak hiçbirşeyiniz yoksa boş boş oturun ama izlemeyin. O derece kötü film.

PK

Evet filmin ismi sadece bu kadar. Ne demek olduğunu filmin içerisinde görüyorsunuz zaten. Filmde Aamir Khan başrolde. Henüz bu adamın oynadığı ya da yönettiği kötü bir filme denk gelmedim. Zaten bu filmi de çok beğendim. Hint piyasasından uzak kalmışım epeydir. Hemen bir kaç tane daha film indirdim zaten. Baştan söyleyeyim evet bu da 2,5 saat süren bir film. Ama sıkılmıyorsunuz. Çünkü arada şarkılar türküler danslar eksik olmuyor. Olmasın da zaten. Adamlar bu konudan taviz vermiyor takdir ediyorum.

The Imitation Game

Yönetmen ya da yapımcı olsam bulurum sağlam bi hikaye çekerim biyografiyi kafam rahat. Ne senaryo derdim olur ne hikaye. Zaten bugüne kadar izlediğim biyografilerin çoğu ilgimi çekmişti. Arada beni yoran hatta sinema tarihinde ilk defa uyumamı sağlayan bi Lincoln filmi var ama o da nazar boncuğu olsun. Demek istediğim birisinin hayatı ilgi çekici yaşadığı olaylar ilginç ise o hayatı ve olayları film yapmak da başarıyı getiriyor. Bu filmde de bu olayın bir örneğini görüyoruz. Bilgisayar camiasının öncülerinden Alan Turing’in ikinci dünya savaşı sırasındaki mücadelesini izliyoruz. Tabi ki fiziksel değil zihinsel bir mücadele.

Almanya – Willkommen in Deutschland

Yine bir İzmit seyahati. Geçmiş tecrübelere dayanarak yanıma bilgisayar almadım. İki gün için taşımak anlamsız oluyor. Ama yolun geçmesi için de birşeyler izlemem gerekiyor. Önlemimi aldım. Flash belleğe bi iki film, bi kaç dölüm dizi attım. Göz açıp kapayıncaya yol geçer ümidiyle bindim otobüse. Hemen başlamadım, önden servis gelsin de biraz keyif yapayım dedim. O meşhur sadece ortasında peynir olan şeyden geldi. Ortasına gelene kadar güzel değil ama oradaki bi kaç lokma lezzetli. Yemeğimi de yedim. Artık bi şeyler izleyebilirim düşüncesiyle belleği usb girişine taktım. İlk seferde hiç bi değişiklik olmadı. Ben de bi kaç defa çıkartıp tekrar taktım. Ama sonradan anladım ki sorun bellekte ya da usb girişinde değilmiş. Meğer mp4 uzantılı dosyaları oynatmıyormuş koltuk arkası 4″ televizyonumuz. Çaresiz Efe Tur’un film arşivinde gezinmeye başladım ve bu filmi buldum.

Predestination

Öncelikle şunu belirteyim film bol bol zamanda gidip gelme içeriyor. Ama öyle kafayı yakacak türden değil. Çünkü olay ve kişiler az. Sürekli iki kişiyi izliyoruz. Ethan Hawke ve Sarah Snook başrollerde. Bu ikili zamanın bir bölümünde tanışıyorlar ve geçmişe – geleceğe giderek bazı sorunları çözmeye çalışıyorlar. Ara ara düşünüyorsunuz acaba ikili arasında nasıl bir ilişki var. Geçmişten gelen bir baba mı, gelecekten gelen bir annemi diye.

Ama unutmayın ki zamanda yolculuk yapılan filmlerde olay sürekli ana karaktere döner. Başka da spoiler vermeyeceğim. Zamanda yolculuk dışında bi bombacı olayı da var çok da önemli değil.

Spoiler vermeyeceğim dedim ama insan kendi kendine bunu yapmaz ya 🙂

Son olarak bi Koz Adı K.O.Z. değil ama yine de izlenebilir.