12 Years a Slave

Öncelikle siz milyonları günlerce beklettiğim için özür diliyorum. Yaklaşık 20 günlük bir aranın ardından filmlere devam ediyoruz. Madem bu kadar ara verdik dönüşü güzel bir filmle yapalım dedik. Bunun için de risk almayalım hazır oskar da hazırlanmış o listeden bir film seçelim dedim. Daha önce de ödüller kazanan bu filmi izleme kararı aldım. Film gerçek hikayeden uyarlanmış. Aslında onlarca filmini izlediğimiz belki de 100 lerce daha çekilecek olan zenci filmlerinden bir tanesi. Adamlar sanki çok güzel birşey yapmış gibi pişirip pişirip önümüze koyuyorlar. Bizler de izleyip vay be ne film çekmiş adamlar diyoruz.

Türkiye Sevgisi İmandandır

Yazar değişikliğinin ikinci halkasını Ebubekir Kurban oluşturuyor. Bir televizyon programında izledikten sonra kitaplarını almaya karar verdim. Söyledikleri gibi yazıyorsa kitapların hoşuma gideceğini düşündüm. Bu kitap açıkçası beni benden almadı ama bir sonraki kitabını okumamak için de bir önyargı oluşturmadı. Bu yüzden bir sonraki kitabım yine bu yazardan olacak. Kitabın ismi açıkçası biraz garip gelebilir. Zaten kitap boyunca da neden bu ismi verdiğini açıklıyor yazar. Genelden özele bir anlatımla bu söylediğini savunuyor da diyebilirim.

The Way Way Back

Yine tipik bir Amerikan filmi. Sorunlu gösterilen bir çocuk ve onun normale dönüşü. Gerçi bu filmdeki çocuk zaten normal sadece biraz sosyalleşmeye karşı. Öyle arkadaşım olsun diye bir çabası yok. Tabi çocuğun içine kapanmasındaki sebep anne ile babasının ayrılması ve annesinin başka bir elemanlar takılması. Tabi yeni elemanın da bir kızı var ve bizim çocukla araları pek yok. Filmde benim tanıdığım iki kişi var. Birincisi, yani üvey baba . Kendisini The Office dizisinden tanıyoruz. İkinci kişi de Yeşil Yol filmindeki arıza . bu filmde yine normal biri değil ama iyi anlamda.

Enough Said

Başrollerinde komedi dizilerinden tanıdığımız ve rahmetli Tony Soprano nin olduğu komedi drama filmi. İkisi de üniversite çağında çocuğu olan ve eşlerinden ayrılmış kişiler. Bir organizasyonda tanışıyorlar ve sonrasında arkadaş oluyorlar. Eva bir masöz, Albert ise bir televizyon arşivcisi diyebiliriz. Ortak noktaları neredeyse yok gibi ama bir şekilde ikili arasında olaylar gelişiyor.

Bir Adam Girdi Şehre Koşarak

Bir önceki kitap yazımda yazar değişikliğine gideceğimi söylemiştim. Sözümde durdum ve ismini uzun zamandır duyduğum bu kitabı okudum. Kitabın yazarı Tarık Tufan’ı ilk olarak bir arkadaşın tavsiyesi üzerine Meksika Sınırı programında izledim. Program şuan devam etmiyor ama Tarık Tufan farklı bir kanalda yayın yapmaya devam ediyor. Yine aynı arkadaşın önerisi ile bu kitabı aldım diyebilirim.

Kitapta ne var diyecek olursanız. Kitapta bir hikaye yok. Kitapta onlarca hikaye var. Aslında hikaye değil de olay demek daha doğru. Olaylar neye göre seçilmiş? Akıp giden hayatın arasında çok da görünmeyen, ya da görülmek istenmeyen aslında çoğumuzun gördüğü bildiği şeyler. Mesela, sokakta top oynarken parmaklıklı camdan size de bakan bir çocuk muhakkak vardır, ya da ameliyat öncesi dua okumayı illaki biliyorsunuzdur. Bunlar gibi onlarca olay var, aslında hayatımızda olan ama çok da farketmediğimiz. İşte bu kitap şöyle bir kenara çekilip bazı şeyleri düşünmenizi sağlıyor. Siz şen şekrak topun peşinde koşarken o çocuğun acaba niye sokağa inemediğini öğreniyorsunuz.

Benim gibi hiç bir işim rast gitmiyor diyip çoğu şeyden şikayet etme aşamasına geldiyseniz, okumanız gereken kitap bu diyebilirim. Aslında hayatınızda çoğu şeyin rast gittiğini ama farketmediğinizi anlıyorsunuz. En azından ben anladım..

American Hustle

Filmin isminden de anlayacağınız gibi bir dolandırıcılık filmi. Zaten ilk çıktığı andan beri puanı iyiydi bir de 10 oskara aday olduğunu görünce izlemek farz oldu artık. Tabi konunun dolandırıcılık olduğunu bildiğiniz için birilerinin birilerine üç kağıt yapacağını biliyorsunuz ama kim kime yapacak önemli nokta bu. Açıkçası bu filmde çok fazla git gel yaşatmamışlar. Böylesi daha temiz olmuş bence. Kafa karıştıralım deyip de sonu bağlanamayan filmlerden olmamış.