Matruşka
Bazı alışkanlıklarım var vazgeçemediğim. Bunlardan bir tanesi de 2 yılda bir tiyatroya gitmek. Kesinlikle sektirmem. Her izlediğimde acaba özlemek için süreyi biraz daha mı açsam diyorum ama yine içimdeki entellektüle boyun eğiyorum. Bu seferki oyuna zorla gittim diyebilirim. Sağolsun işyerinden arkadaşlar bilet alacağız dediler bana da sordular. Ben tabi ki yok dedim. Şöyle güzelmiş böyle iyiymiş dediler. Ben de madem öyle size iyi seyirler dedim. Sonra da kişi başı bilet parası tutarını içeren maili aldım. Evet, arkadaşlar benim için bileti almıştı, artık çok geçti.
Yolların Başlangıcı
Amin Maalouf’un 7. kitabı sanırım okuduğum. Bu zamana kadar roman ve denemelerini okumuştum. Bu kitabın da ne hakkında olduğuna bakmadan okumaya başladım. Ne de olsa dayının kredisi yüksek. Yazdıkları yazacaklarının teminatıdır dedim ve bir şevkle giriştim kitaba. Sayfalar ilerledikçe kitapta anlatılanların gerçek olduğunu hatta yazarın hikayesi olduğunu anlıyoruz.
Monsters University
Monster Inc. filminin devamı. İlkinin oskar aldığını hatırlatayım. O yüzden beklentiler çok yüksekti. Tabi oskarın üstüne çıkmak kolay değil ama yine de kaliteyi stabil tutmak yapımcıların görevi bence. Zaten seriyi devam ettirmek istiyorlarsa bunu da yapmaları gerekir. Neyse filme gelecek olursak ilki kadar olmasa da başarılı olduğunu söyleyebilirim. Bu seferki konu aslında gayet iyi. İlk filmde sık sık gördüğümüz korku fabrikasında çalışmak için neler yapılması gerektiğini görüyoruz.
Man of Steel
Daha önce izlediğimiz 6589 tane Superman filmini bir kenara koyun dercesine herşeyi baştan alan bir Superman filmi. Ne mi farklı? Oyuncu kadrosu biraz ünlü. Örneğin Russell Crowe var. Onun yanı sıra Kevin Costner var. Bunlar kadar tanınmasa da Amy Adams, Michael Shannon, Diane Lane ve esas oğlanı oynayan Henry Cavill. Kadro oldukça kaliteli. Peki filmde neler var diyecek olursanız. Herkesin bildiği Superman hikayesinden farklı hiçbir şey yok diyebilirim.
Prisoners
Film konusunda çok verimli bi haftasonu oluyor diyebilirim. İzlediğim filmlerin kaliteli çıkması da ayrı bir mutluluk kaynağı. Bu filmde başrollerde Hugh Jackman ve Jake Gyllenhaal var. Bunların dışındaki oyuncular da tanıdık bildik ama bunlar varken diğerlerini söylemeye gerek yok. Tahmin edeceğiniz gibi Hugh Jackman yine mazlum rolünde. Nedir bu adamın çektiği diyeceğim ama adama da yakışıyor be hüzün.
Harold & Kumar Go to White Castle
3 filmi olan serinin ilk filmi. Okuduğum yorumlara göre de en iyisi. Çok farklı bir konu değil aslında. Tipik amerikan rüyalarından muhteşem ikili filmlerinden bir tanesi. İki kafadar televizyonda izledikleri bir reklamdan etkilenip reklamdaki fast food dükkanına hamburger yemek için yola çıkıyorlar. Tahmin edeceğiniz gibi bu yolculuk çok kolay olmuyor. Film boyunca da bu yolculuğu izliyoruz.
Muhtemelen filmi bi kaç kişiyle izleseydim çok daha fazla eğlenebilirdim ama tek izlediğim için çok da gülmedim diyebilirim. Tek başına ağlamak, korkmak, heyecanlanmak garip değil ama tek başına gülünce deli muamelesi bile görüyorsunuz sonuçta. Buna rağmen bazı sahnelerde sesli kahkaha atmış olabilirim.
Serinin diğer filmlerini izler miyim bilmiyorum ama tek tavsiyem kalabalık bir kitle ile izlemeniz gerektiği.