Masumiyet

Başrollerinde Güven Kiraç, Haluk Bilginer ve Derya Alabora‘nın oynadığı yönetmenliğini ise Zeki Demirkubuz‘un yaptığı 1997 yapımı film. İsmini duymayan yoktur sanırım. Hatta izlemeyen sayısı da çok az olabilir. Çünkü Türk sinemasının kült filmleri arasında gösteriliyor. Bu zamana kadar ben neden izlemedim açıkçası hiç bilmiyorum. Daha önce oturayım da izleyeyeim dediğimi de hatırlamıyorum. Karantina günlerinde izlediğim en iyi Türk filmi oldu kendisi. Aslında bu filmin bir de öncü filmi varmış, Kader diye. Karakterler aynı ama oyuncular farklı. Onu henüz izlemedim ancak önce onu izleyip sonra bunu izlerseniz çok daha etkileyici oluyor diyenler mevcut. Bizim için artık çok geç ama izlemek isteyenler önce onu izleyebilir.

Elveda ve Bütün O Balıklar İçin Teşekkürler

Serinin dördüncü kitabını da bitirdim. İlk üç kitaptaki koşturmacanın aksine bu kitap biraz daha sakin geçiyor. Sanki okuyanların biraz dinlenmesi ve biraz da aksiyondan drama geçiş yapması için yazılmış gibi. Bu drama geçiş de serinin ilk kitabında bahsedilen kızın hayatının detaylı bir şekilde anlatılması ile oluyor. Tabi ortada bir kız var ise bir de esas oğlan olmalı. Esas oğlan da Arthur efendiden başkası değil tabi ki.

Cinayet Süsü

Kadrosunda Ugur Yücel, Binnur Kaya ve Cengiz Bozkurt gibi isimleri barındıran komedi filmi. Bu kadroya bir de Feyyaz Yigit eşlik ediyor. Kendisinin ilk cümlede adının geçmesi için 40 fırın ekmek yemesi gerekiyor ama yetenek var gibi. Kimileri Recep İvedik benzetmesi yapmış, hatta ondan daha kötü bir tipleme demiş ancak buna katılmıyorum. Elemanın duruşu bile bazen güldürüyor. Ölümlü Dünya filminde daha başarılıydı evet ama bu filmde de bir kaç yerde koparmadı değil.

İki Dil Bir Bavul

Türkiye’nin gerçeklerinden bir tanesini konu alan bir film. Aslında film demek ne kadar doğru bilmiyorum çünkü kimse rol yapmıyor. Herkes ve her şey gerçek. Doğunun ücra köylerinden birine atanan öğrenmen ve öğrencilerle olan ilişkisini izliyoruz. E ne var ki bunda diyecek olursanız hemen söyleyeyim; çocuklar türkçe bilmiyor öğretmen kürtçe bilmiyor. Ama çocuklara eğitim vermesi gerekiyor. Fiziki yetersizliklerden bahsetmiyorum bile. Hala öyle okullar var mıdır bilmiyorum ama bazı şeyleri düşünmek ve şükretmek için ideal diyebilirim.

Hayat, Evren ve Her Şey

Serinin üçüncü kitabını da bitirdim. Aslında bitireli baya oldu da yazmaya üşendim. Çünkü ilk iki kitaba oranla biraz daha az beğendiğim bir kitap oldu. Olayların çok karmaşıklaşması, karakter sayısının çok artması biraz yordu diyebilirim. Buna ek olarak zamanda yolculuk, mekanda yolculuk, kendinle tanışma gibi bilimsel olayların sıklıkla anlatılmasının sıkılmam da ufak da olsa payı var tabi.

The Platform

Orjinal adı El Hoyo olan meşhur Netflix filmi. Bazı filmleri çok çabuk popüler oluyor. Çok kaliteli olduğundan da değil aslında. Konu biraz değişik olunca, verdiği mesaj önemli olunca hemen ön plana çıkıyor film. Açıkçası kötü bir film değil evet, konu da çok sıkıcı değil ama niyeyse inanılmaz etkilendim diyemem. Daha başarılı distopya filmleri olmuştu.