The Rack Pack
Alex Higgins ve Steve Davis arasındaki rekabeti anlatan snooker filmi. Öncelikle filmin Türkçe altyazısının olmadığını belirteyim. İngilizce altyazı ile izledim. Ya ben ingilizce biliyorum ne altyazısı triplerine girmeyin hiç, filmde konuşulan ingilizce bildiğiniz ingilizceye hiç benzemiyor. Sadece 3 harf kullanıyor gibiler ama baya konuşuyorlar kendi aralarında. Bu kadar uğraşa değer mi derseniz, eğer snookerı seviyorsanız değer. Çünkü oyunun bugünlere nasıl geldiğini anlatan çok fazla film yok.
Ivan Ilyiç’in Ölümü
Dizi sektörünün çok iyi ürünler ortaya koyması malesef kitap piyasasından biraz uzaklaştırdı beni. Okumaktansa izlemek çok daha kolay geliyor haliyle. Artık eskiden olduğu gibi hedefler koyamıyorum. Ne okusam kâr mantığına geçtim. Mantık bu olunca kısa kitaplara doğru bir yönelme oluyor. Bu kitaba da sırf sayfa sayısı az olduğu için başladım. Ama okudukça bir çok 400-500 sayfalık kitaptan daha güzel olduğunu gördüm. Az ama öz denilen türde ifadeler var. Ölmek üzere olan bir adamın kendi ağzından hikayesini okuyoruz. Aile, iş hayatı ve ölüm üçgenindeki Ivan Ilyiç. Daha çok gençtin nerelere gidiyorsun sen diyen yok. Herkes kendi derdinde. Daha da kötüsü adam da bunların farkında.
Biraz hüzünlü biraz düşündürücü. Okumakta fayda var..
Küre Dağları Gezisi
Çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın önerisi ile böyle bir yer olduğunu öğrendik. Ankara’ya yakın doğa ile iç içe. İlk olarak nerede konaklanabilir onu söyleyeyim. Başka alternatifler var mı bilmiyorum ama burası bizi kendine hayran bıraktı. Ağaçların arasında bungalovlar çok güzeldi. Tabi orada kalan kişileri siz seçemiyorsunuz. Gezideki tek şanssızlığımız 7 ailelik bir ekibe denk gelmemiz. Bu tabi ki sorun değil ama o sessizliğin ortasında son ses müzik açıp bağır çağır oynamaları hoş olmadı. Neyseki ilerleyen saatlerde bunun dozajını azalttılar. Bu mekanın kendisi kadar çok sevdiğimiz sahibine de değinmeden edemeyeceğim. Nüfusta Suat adı ile kayıtlı bir abimiz ve ailesi işletiyor. Çok zor bir ismi olmasa da kendisine Fuat, Nejat, Serhat, Murat vb. isimlerle hitap ettiği için bazı arkadaşlar gerçek ismini vurgulayayım istedim.
Inside Job
2008 amerika krizini anlatan bir belgesel. Daha önce bu konuyu ele alan The Big Short filmini izlemiştik. Ama bu sefer oyuncular yerine dönemin gerçek insanları var ekranda. Tabi sadece görüşmeyi kabul edenler var. Devlet adamları, özel sektör, akademisyen, gazeteci vs. her sektörden insanlar var. Belgeselin asıl amacı göz göre göre alınan risklerin ortaya çıkartılması. Bu risklerin alınmasından kimin nasıl nemalandığını göstermek. Ekonomi ile çok haşır neşir olmayanların da anlayabilmesi için ara ara açıklamalar da yapılmış. Zaten film yorumlarında da bu vurgulanmış. Ekonomik konularda bilgisi/tecrübesi olanlar öve öve bitirememiş filmi. Biz (sıradan halk) de anladığımız kadarıyla beğendik.
Kedi
İstanbul denilince aklama gelen ilk 3 şeyden biridir kedi. Bu yüzden İstanbul’u ve İstanbul’un kedilerini ele alan böyle bir belgesel olması hiç şaşırtmadı. Baya eğlencelidir diyerek bir an önce izlemek istedik görünce. İzlemeden de aklınızda bir şeyler oluşuyor. Kedilere bakan insanlar, kedilerin komiklikleri vs. İzleyince de böyle olduğunu görüyorsunuz. Balıkçısından, cafe sahibine, kahvecisinden, sanayicisine bir çok insan görüyoruz. Hepsi de bir şekilde kedi sever hale gelmişler ve etraflarındaki kedilere bakıyorlar. Bu muhabbetler çok amatör. Zaten bütün çalışma amatör bir ruh ile hazırlanmış. Ama bi tık daha derli roplu olsa tadından yenmeyebilirdi. Tabi kediler ile planlı bir şeyler yapmak kolay değil ama olsun.
Ucundan da olsa kedi seviyorsanız güzel vakit geçirebilirsiniz..
Hector and the Search for Happiness
Şöyle güzel vakit geçirmelik bir film izleyelim derken ulaştığım film. Maalesef vakit kaybı olarak sonlandı. Hayatı kalıplarla yaşayan bir psikolog var. Kalktığı saat belli, yediği yemek belli, giydiği kıyafet belli. Hergün aynı düzen. Bu düzeni sağlamasında da kız arkadaşı çok büyük destek sağlıyor. Derken günün birinde hastalarının hiç de iyiye gitmediğini düşünüyor. Bu insanlar bana sorunlarını çözmek için mutlu olmak için geliyor ama ben bunu başaramıyorum diyor ve mutluluğun formülünü aramaya çıkıyor. Önce Çin sonra Afrika derken mutluluğu buluyor. Tam da Cem Yılmaz’ın dediği gibi: “İçinde içinde”.
Bir kere bile gülmedim sanırım. Çok sıkıldım izlerken. Hatta itiraf ediyorum ara ara ilerlettim filmi..