Beasts of No Nation

Nerden ulaştım bilmiyorum ama Netflix yapımı olması izlemek için tek başına yeterliydi. Puanı da yüksek zaten. Idris Elba‘nın da başrolde olması pastanın çileği oldu diyebilirim. Aslında başrolde Abraham Attah‘ın canlandırdığı Adu isminde bir çocuk var. Olaylar Adu’nun değişimi üzerinde geçiyor. Değişimin sebebi ise ülkedeki iç savaş. Konunun özellikla Afrika ülkelerindeki iç savaşları anlattığı ortada ama herhangi bir ülke isminden bahsedilmiyor hiç. Bu da açıkçası güzel bir olay. Sonuçta savaş nerede olursa olsun filmdeki olaylar aşağı yukarı aynı olabiliyor.

Ölümlü Nesneler

Aynı yazarın ikinci kitabını da okudum. Şu an okuduğum kitap da yine bu yazara ait. Kitapların çok hoşuma gitmesinden değil bu durum. Kitapların ince olması birinci tercihim. Uzun kitaba başlayınca küçük bir ara kitaptan koparıyor insanı. Bu tarz kitaplarda o arayı vermeden son sayfayı okumuş oluyorum. Tabi hem ince hem aşırı yorucu kitaplar da olabilir ama henüz öylesi denk gelmedi. Kitap aklımda öyle inanılmaz şeyler bırakmadı ama tanıtım bülteninde yazanları okuyunca bazı şeyler dank etti diyebilirim.

Annemin Son Çılgınlıkları

Tiyatroya bir süre ara vermiştik. En önlerden olmasa da dönüşü bu oyunla gerçekleştirdik. Çok uzun yazmayacağım. Oyunda alzheimer hastalığı olan bir anne ve onun çocukları ile arasındaki ilişki anlatılmış. Özellikle yanında kalan kızı bu durumdan iyice bunalmış durumda. Kız kardeşi ile anlaşıp onu bakım evine yatırma sürecindeler. Bir yandan annesinden kurtulmak isteyen ama diğer yandan da vicdan azabı yaşayan kardeşlerin çelişkisi söz konusu.

La La Land

Deseler ki bir kadın bir erkek başrol seç bunların filmini çekeceğiz. Erkek olarak Ryan Gosling (okunuşu ile Rıyan Gosling) kadın olarak da Emma Stone derdim. Bu ikiliyi bir araya getirenler kaliteden anlıyor, en başta bunu söylemek lazım. Filmin Golden Globe’da 7 ödül alması da iyice iştahlandırdı diyebilirim. Bilet fiyatı da 6 tl olunca izlemek için bütün şartlar oluştu. Filmin müzikal türünde olması biraz korkutmuştu. Sonuçta bir Sefiller faciası aşamışlığım var ve hala atlatabilmiş değilim. Neyse ki bu filmin müzkal yönü o kadar ağır değildi.

Bilinmeyen Adanın Öyküsü

Jose Saramago tarafından yazılan kitap 64 sayfa. Zaten yarısı resim. Tam çerezlik yani kitap. Kahveniz soğumadan bitirebileceğiniz bir kitap. Konusu da masal gibi zaten. Kralından bir tekne isteyen bir adamın bilinmeyen bir adayı keşfetmesini okuyoruz. Herkes bulunmamış bir ada yok dese de o sevdasından vazgeçmiyor ve adasını buluyor.

Tekneyi istemeydi, açılmaydı derken kitap bitiyor. Klişe olacak ama kendini bulma konusunda kısacık da olsa başarılı bir kitap diyebilirim. Aradan çıkarmakta fayda var.

Hunt for the Wilderpeople

2017’de ilk izlediğim film. Umarım hep böyle devam eder kalite. Genelde yazının sonunda yazardım ama baştan söyleyeyim, filmi çok beğendim. Bir saniye bile sıkılmadım diyebilirim. Hatta izleyecek birini bulsam tekrar izleyebilirim. Film o derece güzeldi. Bu demek değil ki filmi izlemeye başlayan kesin bitirecek diye. Filmin daha başında sızıp nasıl bir efsaneyi izlemediğini bilmeyenler de var aramızda. Filmin başrolündeki Julian Dennison henüz 14 yaşında ama çok güzel bir oyunculuk sergilemiş. Kendisine eşlik eden Sam Neill ve Rima Te Wiata pastanın çileği olmuş diyebilirim.