Fahrenheit 451
Ray Bradbury tarafından kaleme alınmış bir distopya. Herşeyin günlük güneşlik olmadığı durumlar var yani. Konu oldukça ilgi çekici. Kitap okumanın, kitap yazmanın, bulundurmanın yasak olduğu bir dünya. Bu düzeni sağlamak için en önemli görev ise itfaiyecilere düşüyor. Sandığımızın aksine itfaiyecilerin hortumundan su değil ateş çıkıyor. Yazılı ne varsa yakmak için. Konu gerçekten güzel ama kitap bittikten sonra daha iyi olabilirdi demedim değil. Kitap üç bölümden oluşuyor: Görevini sorgulamadan yerine getiren bir itfaiye görevlisi, bu görevlinin yasak işlemi gerçekleştirmesi ve kurtuluşu araması.
Lost in Translation
Başrol olmayı hak etmeyen iki işi var başrolde Scarlett Johansson ve Bill Murray. Yanroller tamam da başrol ikisine de çok fazla bana göre. Filmin puanı yüksek, zaten bir tane de olsa oskar da kazanmış. Ancak benim için pişmalıktan öteye gidemedi film. Evli bir karın ve erkek bir şekilde arkadaş oluyor. Aslında ikisi de evliliklerinde mutlu değil ama beraberlerken çok mutlular. Bir şekilde bi tanesi ilk adımı atamıyor. O adım gelse belki de çok mutlu olacaklar. O adım gelemediği için de o mutsuz hayatlarına devam etmek zorunda kalıyorlar.
The Nice Guys
Uzun bir aranın ardından film izleyebildim. Hem yoğuluk hem internet olmaması derken neredeyse iki ay geçmiş film izlemeden. En büyük korkum bu kadar aradan sonra çöp bir film ile dönmekti. Neyse ki korktuğum başıma gelmedi. Sadece ayakta dursalar bile kendilerini izletebilecek Russell Crowe ve Ryan Gosling başrolde. Bu ikilinin komedi filminde bir araya gelmesi de ayrı bir güzel olmuş bence. Hemen ağlamalı, yokluktan gelmeli bir film beklentisi oluşuyor nedense bu oyuncuları görünce. Ancak bu sefer ağlamak yok hatta bazı sahnelerde sağlam güldürme var.
Harran
Urfa gezisinin 3. yazısını da yazayım dedim. Bazı bilgiler Halfeti yazısı ile ortak olduğu için çok detaya girmeyeceğim. Harran’a nasıl gidilir kısmına girmeyeceğim. Birebir aynı süreç Halfeti ile. Sadece mesafe daha kısa. 1 saat bilemediniz 1 saat 15 dakikada ulaşıyorsunuz Harran’a. Burada ne yapılır ondan kısaca bahsedeyim. Harran’da dünyanın ilk üniversitesi bulunmakta. Büyük çoğunluğu kazı alanı olduğu için tellerle çevrili. Ama bazı bölümler açık ve içlerine girebiliyorsunuz. O bölgeye geldiğinizde minikler karşılıyor sizi. Abi anlatayım mı diyor. Bir tane olsa anlat dersiniz ama 8-10 tanesi üzerinize geldiği için karar veremiyorsunuz. Birine anlat deseniz diğeri kırılıyor. Bu yüzden ayak üstü bişeler sorup teşekkür edip ayrıldık o miniklerin yanından.
Halfeti
Şanlıurfa gezisinin ikinci yazısı Halfeti üzerine olacak. Halfeti’ye nasıl gidilir, orada neler yapılabilir ve nasıl dönülür konuları hakkında kısa bilgiler vereceğim. Öncelikle Halfeti’ye nasıl gidilir sorusunun cevabı ile başlayalım. Halfeti’ye gitmek için otogarın alt katında bulunan ilçeler otogarına gitmeniz gerekiyor. Otogara gitmek için Toplama meydanından 72 numaralı otobüse binebilirsiniz. Otobüsler kartlı ama para ile de binebiliyorsunuz. İlçeler otogarına geldikten sonra Yaylak-Halfeti minibüsüne binmeniz gerekiyor. Minibüslerin sıklığı değişebiliyor. Biz haftasonu gittiğimiz için 35 dakikada bir kalkıyordu minibüs.
Ciğerci Aziz
Bu haftasonu gerçekleştirdiğim Şanlıurfa gezisi ile ilgili başka yazılar da olacak ama önceliği bu mekana vermek istedim. Tahmin edeceğiniz gibi Urfa deyince akla ilk Balıklıgöl gelse de aklımızın bir köşesinde hep yemek yemek de oluyor. Haliyle biz de gitmeden küçük bi araştırma yaptık. Nerede ne yenir diye baktık. Sonuç olarak Urfa’nın en iyi ciğercisi olarak bu mekanda karar kıldık. Bulmak için biraz dolansak da sonunda mekana oturduk. Oturmamızla kalkmamız bir oldu çünkü oturduğumuz masadaki kara sinekleri rahatsız ettiğimizi fark ettik ve başka bir basaya oturduk. Bu masadaki sinekler daha misafirperverdi, geldiğimize çok da tepki göstermediler.