Amistad
Bu aralar takip ettiğim dizilerin birikmesinden mütevellit o alana yoğunlaştım. Haliyle kitap ve film sektörü bundan olumsuz yönde etkilendi. Sezonları birer birer bitirince inşallah film sektörüne gereken değeri vermeye devam edeceğim. Bu film de ne zamandır izleme listemdeydi ama gerek uzun olması gerekse daha cazip tekliflerin ortaya çıkmasından ötürü izleyememiştim. Gecikmeli de olsa filmi geçen hafta izledim. Bu kadar beklediğine değdi mi derseniz açıkçası değmedi. Ancak yaşanılan olaylar gerçek olduğu için saygıda kusur etmemek lazım.
Vanya Dayı
Aslında çok ünlü bir tiyatro oyunuymuş. Neyse ki tiyatro mütevazi olamayacağım 100 alan listesinde bulunmuyor. Bu yüzden adını yeni duymış olmam çok da önemli değil. Sanırım bilet bulamayanların yoğun baskısı sonucu oyun kitap haline getirilmiş. Her oyuncunun sözleri, ortamın tasvir edilmesi, duyguların nasıl olduğu gibi detaylar da mevcut kitapta. Ne anlatıyor diyecek olursanız, işte entel takımının yaşadığı zorluklar diyebiliriz. Bir cümle ile özetlemek belki yanlış ama daha fazlasını bırakmadı ben de.
Belki oyununu izlemek çok daha keyif verir bilmiyorum ama okuması çok da keyif vermedi.
Kokoreç
Bu konuda bir guru sayılmam ama giderek bilgim artıyor diyebilirim. Özellikle son 2 haftada yediğim kokoreç miktarı işin içine katılırsa artık söz hakkı olduğumu düşünüyorum. Öncelikle Ankara’da yaşayan biri olarak genellikle Gençlik Caddesi’nde yer alan Pikolet’e gittiğimi belirteyim. Her ne kadar kokoreç denildiğinde AOÇ zikredilse de ben çok tercih etmiyorum. Ekmeği o kadar kuru oluyor ki yerken insanın ağzını kesiyor resmen. Hem de çk kalabalık olduğu için kokoreç miktarı ve kalitesi giderek düşüyor gibime geldi. Bu yüzden AOÇ’ye çok ısrar gelirse gidiyorum. Madem bu kadar çok yiyoruz bari araştıralım nerede iyisi kötüsü var diye bakalım dedik. Aşağıda bu aralar kokoreç yediğim yerlerin yorumları var;
Ermiş
Yine kısa kitap furyasından devam ettim. Bu sefer Halil Cibran’ın yazdığı bu kitabı okudum. Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi çok bilge bir abimiz var. Kitap boyunca da insanlar bu abiye sorular soruyorlar o da cevaplar veriyor. İşte evlilik nedir, ticaret nedir, ibadet nedir, vs. vs. Bunlara verilen cevapların büyük çoğunluğu klişe şeyler. İşte evlilik nedir diye soruyorlar o da evlilik birlikte olmaktır ama bir olmak değildir, sen eşini eşin seni himaye altına almasın falan filan.
Bir ara Ekmek Teknesi diye bir dizi vardı orada Nusret Baba’ya soruyorlarda bazen bişeyler. İşte onun gibi.
Okumuş olmak için okudum. Tamam arada bir iki güzel cümleler var ama %90’ı zaten duyduğumuz bildiğimiz şeyler..
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Böyle art arda iki tane kadın temalı kitap okumam biraz komik ama kitapları seçme politikamı bir önceki yazımda belirtmiştim. Bu sefer bir önceki kadar uzatmayacağım. Tam bir Türk dizisi senaryosu. Gençken birine aşık olan kızımız onunla tek gecelik birşey yaşıyor. Yıllar sonra o adama mektup yazıyor. Sen hatırlamazsın senin için gelip geçici birşeydi ama ben çok sevmiştim diyor. Sonra da o geceyi ve haliyle o gecenin meyvesini anlatıyor.
Bir sayfa daha uzun olsa okumazdım, o derece..
Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat
Yılbaşında belirlediğim kitap sayısına ulaşmak için bazı Ali Cengiz oyunlarına başvurdum ve sayfa sayısı az kitaplara yöneldim. Bu sayede 4 günde 4 kitap bitirdim. Toplamda okuduğum sayfa sayısı 300 yoktur ama kişisel iddiam kitap sayısına göre olduğu için çok da etik dışı bulmuyorum bu yaptığımı 🙂 Kitplar kısa olunca anlattıkları da kısa oluyor. Tabi verdiği mesajlar kimilerini aylarca düşünmeye sevkedebilir ama neyseki öyle bir tarzım yok.