Category Archives: Okudum
Mülksüzler
Orjinal adı The Dispossessed olan Ursula K. Le Guin ütopyası. Kitabı beğenmeyen bir kişi bile görmedim. Yorum yazan herkes inanılmaz bir şekilde övmüş. Keşke ben de o kadar övebilseydim ama maalesef övemeyeceğim. Bunun en temel sebebi kitabı çok uzun sürede bitirmiş olmam. Bu tabi ki kitabın suçu değil ama ilk bölümler oldukça yavaş ilerliyordu. Haliyle okumam da yavaş bir hal aldı ve kitabı 1 ayı bulan sürede bitirdim.
Satranç
Stefan Zweig’in yazdığı bir hikayeyi barındırıyor kitap. Hepi topu 70 sayfa zaten. Açıkçası uzun uzun yazacak bir şey bulamıyorum. Bir satranç şampiyonunun sıradan bir insan ile satranç oynamasını anlatıyor. Koskoca şampiyon sıradan bir vatandaşa nasıl yenilir bunu okuyoruz aslında. Santancı çok iyi bilen iki kişinin tatlı rekabeti de diyebiliriz. Tabi ikisi de bu ustalığa farklı yollardan ulaşmış. Bu yolları okurken güzel mesajlar mevcut.
Bir çırpıda biten bir kitap, okuyup kenara koyun bence..
Görmek
Jose Saramago reisin Körlük adlı kitabınının devamı niteliğinde kitabı. Aslında çok da bağı yok olayların. Ama bazı yerlerde o kitapta geçen olaylara atıfta bulunuluyor. Bildiğiniz gibi o kitapta bulaşıcı bir hastalık yüzünden insanlar görme yetisini kaybediyordu. Sadece bir kişi o hastalığa bulaşmıyordu. Bu kitapta da o bir kişinin bazı şeylerin başlangıcını tetiklemiş olabileceğine göndermeler yapılıyor.
Geliştiren Anne-Baba
Kitap okuma konusunda eski performansımdan çok uzak olsam da araya serpiştirmeye çalışıyorum. Kitabın yazarı Doğan Cüceloğlu. Uzun uzun yazacak bir şey yok aslında. Zaten bilinen şeylerin bir araya getirilip güzelce sunulmuş hali. Arada hem kendi hayatından hem okurlarından gelen örneklerle bunlar zenginleştirmiş. Örnek vermek gerekirse, toplum içinde yaramazlık yapan çocuğu herkesin ortasında azarlamayın, sakin bir şekilde alın karşınıza ve o davranışı neden yaptığını öğrenin falan diyor. Tabi ki doğrusu bu ama bunu yapabilmek çok da kolay değil.
Ebeveynlik konusunda kesin okunması gereken kitaplar listesinde mi? Bence değil. Ama bu konuda ahkam kesecek kadar bilgim yok tabi.
Kırmızı Pazartesi
Uzun bir aradan sonra kitap okumayı başarabildim. Bazı tehditlerle bu dönüşün gerçekleşmesi iyi bir şey tabiki. Kitabın yazarı Gabriel García Márquez. Nobel ödüllü bir abimizmiş. Uzun bir ara verdiğim için çok yormayacak ince bir kitapla döneyim istedim. Bu kitap tam da bunu sağladı aslında. 122 sayfa kendisi ve anlatılanlar hiç de kafanızı yormayan cinste.
Ivan Ilyiç’in Ölümü
Dizi sektörünün çok iyi ürünler ortaya koyması malesef kitap piyasasından biraz uzaklaştırdı beni. Okumaktansa izlemek çok daha kolay geliyor haliyle. Artık eskiden olduğu gibi hedefler koyamıyorum. Ne okusam kâr mantığına geçtim. Mantık bu olunca kısa kitaplara doğru bir yönelme oluyor. Bu kitaba da sırf sayfa sayısı az olduğu için başladım. Ama okudukça bir çok 400-500 sayfalık kitaptan daha güzel olduğunu gördüm. Az ama öz denilen türde ifadeler var. Ölmek üzere olan bir adamın kendi ağzından hikayesini okuyoruz. Aile, iş hayatı ve ölüm üçgenindeki Ivan Ilyiç. Daha çok gençtin nerelere gidiyorsun sen diyen yok. Herkes kendi derdinde. Daha da kötüsü adam da bunların farkında.
Biraz hüzünlü biraz düşündürücü. Okumakta fayda var..