The Swimmers

Filmi izleyeli 2 ay olmuş neredeyse ama yazmamışım. Hayır gören de inanılmaz yoğunum sanacak. Öyle inanılmaz bir yoğun donemden de geçmiyorum ama niyeyse atlamışım yazmayı. Şimdi efendim sonda söyleyeceğimiz ilk başta söyleyelim. Bence hikayeye yazık edilmiş. Sanki savaştan kaçan iki kardeşin hikayesini değil de erasmusa giden iki kardeşin hikayesini izledik. Neden böyle düşündüm?

Hikayemiz iki yüzücü kardeşi anlatıyor. Bu iki kardeş ailesi ile beraber Suriye’de yaşıyor. Özellikle babaları kızlarını çok destekliyor. Onların bu alanda en iyi yere gelebilmeleri için elinden geleni yapıyor. Maddi manevi hep yanlarında. E çocuklarda yetenek de var, gelecekleri parlak yani. Ancak günümüzün en gerçekçi atasözlerinden biri olan “coğrafya kaderdir” bu aileyi de buluyor ve Suriye’deki iç savaş bu aileyi de etkiliyor.

Ne yaparız ne ederiz derken bu iki kardeş Almanya’ya gitmeye karar veriyor. Yanlarına kuzenlerini de alıp zorlu yolculuklarına başlıyorlar. Tabi yolculuk çok zorlu ve yasa dışı. Bu süreçte güzel ülkemizin güzel olmayan bazi insanlarını da görüyoruz.

Tahmin edeceğiniz gibi bot ile Yunanistan’a oradan da Almanya’ya uzanmak istiyorlar. Yol boyunca sayısız zorluk ile karşılaşıyorlar. Kısaca her ülkedeki güzel olmayan insanlarla karşılaşıyorlar diyebiliriz.

Almanya’ya geldikten sonra ise hayata tutunma çabaları başlıyor. Kardeşlerden biri diğerine göre çok daha iyi, tek hayali ise babasına söz verdiği gibi olimpiyatlara katılmak. Senin ülken bile yok nasıl katılacaksın diyorlar. Ama Rio olimpiyatlarında bu özel durum için bir düzenleme yapılmış. Bu kapsamda olimpiyata katılabiliyor.

Şimdi diyeceksiniz ki neden beğenmedin. Öncelikle Suriye’deki hayat bana çok gerçekçi gelmedi. Bütün gençler kendi arasında Arapça-İngilizce konuşuyor. Sanarsiniz avrupanın orta yeri ve ingilizce herkeste ikinci dil. Arapça sorsa da İngilizce cevap vermeler veya tam tersi durumlar çok itici geldi. Yani biz de biliyoruz bu mereti ama birisi Ömer nasılsın dediğinde “doing well ya senden naber” demiyorum hiç bi zaman.

Beni rahatsız eden ikinci kısım ise Almanya’daki süreç. Yani onca zorluktan sonra gelmişsin oraya sürekli bir trip. Ben onu yapmam, buraya gitmem, olimpiyata katılmam vs vs.

Bence çok daha çarpıcı bir film ortaya çıkartılabilirdi. Düşünsenize savaştan kaçıp denizi yüzerek geçiyorsun, hem de bir botu çekiyorsun yüzerken. Kaç tane ülke geçiyorsun, onlarca badire atlayıp olimpiyata katılıyorsun. Daha ne kadar etkileyici bir hikaye olabilir ki?

Bir yanıt yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir