Category Archives: İzledim
Death at a Funeral
Bir sonraki yazım olacak olan Narcos dizisine ara vermiştik. E bu arada da boş kalmayalım bari deyip bu filmi izledik. Her ne kadar puanı 7’nin üzerinde olsa da İngiliz yapımı olması endişelendirmişti beni. Hem adamların konuşmasına hem de mizah anlayışlarına bir türlü alışamadım. Hadi dil zaten onların o konuda çok söz hakkım yok ama film konusunda 40 fırın yemeleri gerekiyor. Bakın 40 fırın ekmek değil o fırınları yemeleri gerekiyor ki gerçekten komik bir film çeksinler. Neden ara verirsin ki dizi izlemeye. Zaten on numara akıyordu dizi. Neyse filmden bahsedecek olursam.
Southpaw
Bir filmden bir tane çekince neden yetmiyor anlamıyorum. Aynı senaryoyu farklı oyuncularla çekmek nasıl bir zevk çözemedim. Cinderella Man filmini hemen herkes izlemiştir. Oradaki hikaye gerçek hikaye olduğu için gerçekten çok etkileyici bir film. Bu filmde ise bi biyografi durumu yok. Ama gelişmeler hemen hemen aynı. Çok iyi bi boksör, bazı sebeplerden ötürü herşeyini kaybediyor. Ailesinde sorunlar oluyor. Ama azmedip tekrar en tepeye çıkıyor. Film bu kadar. Kadronun Jake Gyllenhaal, Forest Whitaker ve özellikle Rachel McAdams‘dan oluşması beni heyecanlandırmıştı ama tam bir klişe çıktı film.
Bunu izleyeceğinize Cinderella Man’i tekrar izleyin derim.
The Drop
Rahmetli James Gandolfini‘nin son filmiymiş. Bu filmin çekimlerinden aylar sonra vefat etmiş. Keşke kendine yakışan bir son yapsaymış. Böyle esip gürlediği kimseye eyvallahı olmayan falan. Tabi başrolde olmaması bi nebze olsun bu üzüntüyü azaltıyor. Başrolde ise yine vur kır parçala mantığı ile alışık olduğumuz Tom Hardy var. O da olabildiğince sakin bir karakteri canlandırmış. Film boyunca bu sakinliğini ne zaman kaybedecek birilerine kafa göz girecek diye bekledim. Bir de Ejderha Dövmeli Kız olarak tanıdığımız Noomi Rapace var filmde. Ama öyle kilit bir rolü yok bana kalırsa.
True Detective – Sezon 2
Dizinin ilk sezonuna ilişkin yazıya buradan ulaşabilirsiniz. İlk yazıda da belirttiğim gibi dizinin olayı her sene kadroyu değiştirip farklı bir olay üzerinden devam etmeleri. Bu sezon olayı biraz daha değiştirmişler. Ana karakter sayısı artmış. Çok da güzel olmuş bence. Zaten açık konuşayım çözmeye çalıştıkları olayın kurgusunu ilk sezondakinden daha çok beğendim. İlk sezonda bi mistik durumlar vardı. Belki de o sezonla ilgili hoşuma gitmeyen tek şeydi. Bu sezonda olaylar daha somut ve polisiye örgüsünü daha iyi görebiliyoruz.
Inside Out
Sinemada izleyemediğim için malum ortamlara düşmesini heyecanla beklediğim bu filmi sonunda izledim. Bu kadar beklediğimi de değdi diyebilirim. Bu tarz başka filmler de vardı. İşte kadınların aklını okuyan birisinin ya da tam tersinin olduğu filmler vardı ama bu kadar eğlenceli değillerdi. Filmde Riley diye bir çocuk var. Biz daha çok bu çocuğun beynindeki mutluluk, üzüntü, tiksinti, korku ve öfke sorumluları ile muhatap oluyoruz. Tabi mutluluk ön planda. Kim küçük bir kız çocuğunun üzülmesini ister ki? Bu karakteri Amy Poehler seslendirmiş. Daha iyi birisi yapamazdı herhalde. Parks and Recreation dizisini yeni bitirmiş olmamdan kaynaklanabilir ama sanki ekranda Leslie oynuyor gibiydi.
