Category Archives: İzledim

Southpaw

Bir filmden bir tane çekince neden yetmiyor anlamıyorum. Aynı senaryoyu farklı oyuncularla çekmek nasıl bir zevk çözemedim. Cinderella Man filmini hemen herkes izlemiştir. Oradaki hikaye gerçek hikaye olduğu için gerçekten çok etkileyici bir film. Bu filmde ise bi biyografi durumu yok. Ama gelişmeler hemen hemen aynı. Çok iyi bi boksör, bazı sebeplerden ötürü herşeyini kaybediyor. Ailesinde sorunlar oluyor. Ama azmedip tekrar en tepeye çıkıyor. Film bu kadar. Kadronun Jake GyllenhaalForest Whitaker ve özellikle Rachel McAdams‘dan oluşması beni heyecanlandırmıştı ama tam bir klişe çıktı film.

Bunu izleyeceğinize Cinderella Man’i tekrar izleyin derim.

Me and Earl and the Dying Girl

Filmden bahsetmeden önce bazı konulara parmak basmak istiyorum. Filmi izlediğim akşam hiç de mütevazi olamayacağım alanlardan bir tanesini gerçekleştirdim ve arkadaşlara yemek hazırladım. Saatlerimi verdiğim yemek dakikalar içerisinde tükendi. Buradan gerçekten de başarılı olduğum sonucunu çıkartabilirim sanırım. Film de geceyi noktalamak için iyi olur dedik. Ne izlesek, 6 kişiyiz herkesin izlemedi bir film bulmak zor derken bu filmi gördüm. Tabi hemen yorumlara bakıldı. Kimi ergen filmi demiş, kimi klişe kimileri de hüngür hüngür ağladık demiş. This is the riks dedik ve filmi açtık.

The Drop

Rahmetli James Gandolfini‘nin son filmiymiş. Bu filmin çekimlerinden aylar sonra vefat etmiş. Keşke kendine yakışan bir son yapsaymış. Böyle esip gürlediği kimseye eyvallahı olmayan falan. Tabi başrolde olmaması bi nebze olsun bu üzüntüyü azaltıyor. Başrolde ise yine vur kır parçala mantığı ile alışık olduğumuz Tom Hardy var. O da olabildiğince sakin bir karakteri canlandırmış. Film boyunca bu sakinliğini ne zaman kaybedecek birilerine kafa göz girecek diye bekledim. Bir de Ejderha Dövmeli Kız olarak tanıdığımız Noomi Rapace var filmde. Ama öyle kilit bir rolü yok bana kalırsa.

True Detective – Sezon 2

Dizinin ilk sezonuna ilişkin yazıya buradan ulaşabilirsiniz. İlk yazıda da belirttiğim gibi dizinin olayı her sene kadroyu değiştirip farklı bir olay üzerinden devam etmeleri. Bu sezon olayı biraz daha değiştirmişler. Ana karakter sayısı artmış. Çok da güzel olmuş bence. Zaten açık konuşayım çözmeye çalıştıkları olayın kurgusunu ilk sezondakinden daha çok beğendim. İlk sezonda bi mistik durumlar vardı. Belki de o sezonla ilgili hoşuma gitmeyen tek şeydi. Bu sezonda olaylar daha somut ve polisiye örgüsünü daha iyi görebiliyoruz.

Inside Out

Sinemada izleyemediğim için malum ortamlara düşmesini heyecanla beklediğim bu filmi sonunda izledim. Bu kadar beklediğimi de değdi diyebilirim. Bu tarz başka filmler de vardı. İşte kadınların aklını okuyan birisinin ya da tam tersinin olduğu filmler vardı ama bu kadar eğlenceli değillerdi. Filmde Riley diye bir çocuk var. Biz daha çok bu çocuğun beynindeki mutluluk, üzüntü, tiksinti, korku ve öfke sorumluları ile muhatap oluyoruz. Tabi mutluluk ön planda. Kim küçük bir kız çocuğunun üzülmesini ister ki? Bu karakteri Amy Poehler seslendirmiş. Daha iyi birisi yapamazdı herhalde. Parks and Recreation dizisini yeni bitirmiş olmamdan kaynaklanabilir ama sanki ekranda Leslie oynuyor gibiydi.

Parks and Recreation

The Office dizisini izledikten sonra komedi dizisi olarak bu diziye başladım. Zaten aynı ekibin yaptığı bir dizi. Haliyle içim oldukça rahattı. Tek korkum karakterleri The Office’deki karakterler ile eşleştirme hatasına düşmekti. İlk 3-5 bölüm o oluyor. İşte bu Micheal olsa şu Dwight olsa diyorsunuz ama sonra bu dizideki karakterlerin de oldukça şahsına münhasır kişiler olduğunu görüyorsunuz. Bu yüzden ilk başlarda suratınız asık izleyebilirsiniz. Ama karakterlere ısınınca oldukça eğlenceli bir hal alıyor dizi. Karakterlere geçecek olursak.