Bacheha-Ye aseman
Oskar adaylı Children of Heaven adıyla da bilinen İran filmi. Bir önceki filmim de İran filmiydi. Başarılı bir film olduğu için İran sinemasına bir şans daha verdim. Bu gidişle önümüzdeki 5-6 film yine oralardan olacak. Ya adamlar hep iyi film çekiyor ya da sadece iyileri ile karşılaşıyorum. Muhtemelen ilki geçerli, sonuçta bendeki kısmeti hesaba katarsak ikinci durumun olma ihtimali ortadan kalkıyor. Filme geçmeden bazılarının dediği gibi bu filmi kardeşinizle izlemek sizi iki kat duygulandırabilir. Bende aksi olurdu muhtemelen. Sırf kardeşim aaaa abimin gözleri yaşardı demesin diye kendimi kasardım, iyi ki yalnız izlemişim.
The Stoning of Soraya M.
Gerçek bir hikayeden esinlenilmiş bir İran filmi. Aslında filmde geçenler duymadığımız, okumadığımız şeyler değil ama yine de içim cız etmedi desem yalan olur. Oyuncuları tabi ki tanımıyorum. Shohreh Aghdashloo, Mozhan Marnò, Jim Caviezel ve Navid Negahban başrollerde. Bunlar kim diye baktığımda ise birazcık üzüldüm açıkçası. Sroya karakterini oynayan abla baya Los Angeles liymiş. Diğer iranlıları canlandıranlar ise yaşamlarına şuan orada devam etmiyorlar. Gerçi orada yaşıyor olsalardı bu film nasıl olacaktı di mi?
Now You See Me
Torrentte uzun süredir beklediğim filmlerden birisi. 2013 ün başlarında vizyona girmesine rağmen biz ancak izleyebildik. Geç oldu ama beklediğimize değdi diyebilirim. Hızlı, akan bir film izlemeyeli olmuştu baya. Oyunculara gelecek olursak; hızlı konuşmasıyla bildiğimiz Jesse Eisenberg, güçlü adamımız Hulk u canlandıran Mark Ruffalo, genelde komedi filmlerinde yer alan Woody Harrelson, hemen her filmde yer alan Morgan Freeman ve Batman olmamasına rağmen bu filmde nasıl oynadığını hala düşündüğüm Michael Caine.
Muhtesem Gatsby
Başrollerde Leonardo DiCaprio, Joel Edgerton ve Carey Mulligan ın olduğu 1900 bilmem kaç amerikasında geçen bir film. Tarihi tam hatırlayamayacağım ama alkolün yasak olduğu dönemlerde geçiyor film. Gerçekten birşeyler yakalamak için dikkatli izledim, beraber izlediğim arkadaşa sorular sordum ama inanın film sonunda aklımda yer eden hiç bir olay yoktu.
Munich
Yıllardır izlemeye niyetlendiğim filmler kategorisinden birini daha sildim dün akşam. Gerçek bir hikayeyi ele alan bu film 1972 Münih olimpiyatlarında esir alınan israilli sporcuların öldürülmesiyle başlıyor. Aslında hemen filme girmeden kısaca eleştiri yapmak istiyorum. Gerçek olay olduğu için çok fazla çaptırmazlar diye düşünmüştüm ama yine kendilerini yüceltmeyi eksik etmemişler. Yani olay zaten yaşanmış bitmiş, neyin peşindesin. Hala israillileri bi mazlum rolüne sokmalar falan neyse aşağıda devam edelim.
Od
İskender Pala kitapları serisinde 4. oldu sanırım. Tarz olarak Efsane ve Şah&Sultan’a benzeyen kitap Yunus Emre’yi anlatıyor. Okumaya başlamadan aslında daha farklı şeyler düşünüyordum. Ben Yunus Emre’nin şair yönüne çok daha fazla vurgu yapılacağını, şiirlerinden çok daha fazla örnekler okuyacağımı düşünüyordum. Ancak kitap Yunus Emre’nin daha çok şair olana kadar ki kısmı ile ilgilenmiş. Kimilerine göre böylesi daha iyi olmuş. Bence de daha iyi olmuş olabilir, sonuçta sene 1200-1300 de olsa bi insan meşhur olduktan sonra onu herkes tanıyor. Biz bu kitapla bu dönemin öncesini öğreniyoruz.